Dünyayı Birlikte Yargılamak: Başak Burcu ve Kedisi | Bir Aşk ve Teslimiyet Hikayesi

DÜNYAYI BİRLİKTE YARGILAMAK

“Başak Burcu ve Kedisi: Bir Aşk, Teslimiyet ve Tüy Toplama Hikayesi”

Evrenin en titiz, en detaycı ve en çok yanlış anlaşılan burcunun, neden köpeklerin o coşkulu kaosundan kaçıp kedilerin o soylu küstahlığına sığındığını konuşmamız gerek. Başak burçları ve kediler arasındaki ilişkiyi basit bir “evcil hayvan sahiplenme” durumu olarak tanımlamak, Mona Lisa’ya “eli yüzü düzgün bir hanımefendi çizimi” demek kadar yetersiz kalır. Bu ilişki daha ziyade, tarafların birbirine yazılı olmayan kurallarla bağlandığı bir “Karşılıklı Yargılama ve Sessiz Aşağılama Paktı”dır.

Kaostan Düzene: Otonom Temizlik

Bir Başak için köpek sahibi olmak, evde sürekli mesai isteyen, salyalarıyla yerçekimine meydan okuyan ve duygularını kontrol edemeyen bir anaokulu öğrencisiyle yaşamaya benzer. Oysa kedi? Kedi, Başak burcunun ruhani yansıması, hatta karbon kopya halidir. Çünkü bir kedi de tıpkı bir Başak gibi dünyaya o meşhur, hafif kısık gözlerle bakar ve “Hepinizden tiksiniyorum ama şimdilik mama verdiğiniz için bu vasatlığınıza katlanıyorum” mesajını verir. Bu, kelimelere dökülmeye ihtiyaç duyulmayan, telepatik bir mutabakattır.

Başak’ın kediye duyduğu bu derin hayranlık, aslında “Otonom Temizlik Sistemlerine” olan düşkünlüğünden gelir. Düşünsenize; kendi kendini yıkayan, tuvalet eğitimine donanım olarak doğuştan sahip ve günde on sekiz saat uyuyarak evdeki entropiyi, yani düzensizliği minimum seviyeye indiren biyolojik bir mucize.

Evdeki Hiyerarşi: ‘Miyav’ Değil, Protokol

Başak için kedi, mıncıklanacak bir tüy yumağı değil, evin “İç Denetim ve Kalite Kontrol Daire Başkanı”dır. Aralarındaki ilişki, vıcık vıcık bir aşk hikayesinden ziyade, Ankara’da iki bakanlık müsteşarının gergin bütçe görüşmesine benzer; her şey protokol kurallarına ve hiyerarşiye tabidir. Bir Başak, kedisiyle asla o “agu gugu” denen, IQ seviyesini düşüren ses tonuyla konuşmaz; bu, aralarındaki diplomatik dokunulmazlığa hakarettir. O kediye, holdingin çoğunluk hissesini elinde tutan, imza yetkisi tek başına olan ve her an konkordato ilan edebilecek huysuz bir “Onursal Başkan” muamelesi yapar.

“Oğluşum acıktın mı?” gibi laçka sorular Başak’ın lügatında yoktur. Bunun yerine, kedinin önünde ceketini ilikleyip hafifçe eğilerek; “Sayın Genel Müdürüm, mama tedarik lojistiğimizdeki akış şeması mevzuat gereği 18:00’i işaret etmektedir. Ancak tarafınızdan iletilen ‘halıyı tırmalama’ şeklindeki sözlü olmayan genelgeyi ve biyolojik saatinizdeki sapmayı ivedilikle Yönetim Kurulu gündemine aldım, tensiplerinize arz ederim,” ciddiyetiyle yaklaşır.

Dışarıdan bu manzarayı izleyen şaşkın bir gözlemci, Başak’ın kediden Merkez Bankası faiz kararı hakkında tüyo aldığını ya da gizli bir kripto cüzdan şifresini sorduğunu zanneder. Çünkü aralarındaki o derin ve delici bakışma, “Bu ayki yaş mama giderlerini bilançoda nasıl gizleriz” ya da “Enflasyon farkını kum masrafına nasıl yansıtmayız” gerginliğindedir.

Tüy Toplama Rulosu: Kutsal Asa

İşin en trajikomik yanı, Başak burcunun o meşhur temizlik takıntısının, kedi söz konusu olduğunda nasıl garip bir hale dönüştüğüdür. Normal şartlarda evde bir toz zerresi görse kriz geçirebilecek olan Başak, konu kedisi olunca elinde tüy toplama rulosuyla -ki bu alet bir Başak’ın kutsal asasıdır- gezerken garip bir huzur bulur. O tüyleri toplamak, onlar için bir tür meditasyon, huşu içinde yapılan bir ibadet ritüelidir. Kedinin kumunu temizlerken bir arkeoloğun titizliğiyle çalışır; o küreği kullanışı, kum tanelerini eleyişi, sanki nükleer atık bertaraf ediyormuşçasına bir ciddiyet barındırır.

Veteriner ziyaretleri ise hekimler için tam bir sınavdır. Sıradan bir insan kedisini “biraz halsiz” diye götürürken, Başak elinde son bir haftalık dışkı sertlik grafiği, uyku sürelerinin tablosu ve miyavlama tonundaki desibel değişimlerini içeren kalın bir dosyayla kliniğe girer. Veteriner “Sadece biraz gazı var” dediğinde Başak asla ikna olmaz, içinden hekimin diplomasını sorgular ve “Bu adam gaz diyor ama ben kedimin gözündeki o saniyelik donukluğu gördüm, kesin nörolojik bir çöküşün eşiğindeyiz” diye felaket senaryoları yazar. Kedi o sırada gayet mutlu bir şekilde o yandan bu yana dönelirken, Başak çoktan en kötü olasılıkları hesaplamaya başlamıştır bile.

Toksik Aşk ve Freddie Mercury Sendromu

Aslında Başak’ın kedi sevgisi, astrolojik bir ‘Toksik İlişki’ bağımlılığıdır. Hayatına giren insanlarda nezaket, incelik ve kurallara uyum arayan o mantıklı Başak; konu kedisi olunca, ona sallamayan, yüzüne bakmayan, eve saat kaçta geldiği belli olmayan ve sadece işi düşünce ‘biraz sevgi kırıntısı’ veren bu narsist serseriye sırılsıklam aşık olur. Evde bir insan bardağı masaya sert koysa ‘gürültü kirliliği’ diye kavga çıkaracak olan Başak, kedisi uyurken ‘Majesteleri uyanmasın’ diye evde hırsız gibi parmak ucunda yürür. Hatta yanlışlıkla hapşırdığında ‘çok yaşa’ denmesini beklemez; kedisi o sesten irkildi diye döner ve o tüy yumağından, ciddiyetiyle özür diler. Mantık burada devre dışı kalır çünkü Başak, ‘düzeltemeyeceği’ tek kaosu, yani kedisini, evinin başköşesine koymuştur.

Gerçek Hayattan: Freddie Mercury

Rock dünyasının en titiz, en detaycı ve mükemmeliyetçi vokali, kedilerine tapıyordu. Turneye gittiğinde evi arayıp kedileriyle telefonda konuşmak istemesi, tam bir Başak anksiyetesidir (“Acaba mamalarını yediler mi, beni özlediler mi?”). Freddie Mercury en sevdiği kedisi Delilah için şarkı bile yazdı (Innuendo albümünde). Şarkıda şöyle haykırır “Evi ele geçiriyorsun, bana çişini yapıyorsun ama yine de seni seviyorum.”

Pencere Kenarı Dedikodu Timi

Başak ve kedi ikilisi, evin içinde pencere kenarına konuşlanmış iki huysuz emekli albay gibi yaşarlar. Birlikte dışarıyı izler ve dünyayı yargılarlar. Kedi kuyruğunu sallar, Başak “Şu gelenin kıyafetindeki renk uyumsuzluğuna bak” der; kedi miyavlar, Başak “Haklısın, o park etme şekliyle ehliyeti bakkaldan almış olmalı” diye onaylar. Konuşmadan anlaşan, dünyanın geri kalanının ne kadar yetersiz olduğu konusunda hemfikir olan muazzam bir suç ortaklığıdır bu. Kedi masadaki bardağı yere ittiğinde bile Başak, bir insana vereceği o korkunç tepkiyi vermez. İnsan yapsa “sakar” diye yaftalar ama kedi yaptığında bunu bir “fizik deneyi” olarak yorumlar. “Bak, yerçekimini test ediyor, neden-sonuç ilişkisini sorguluyor, ne kadar analitik bir hayvan” diyerek o kırık camları hayranlıkla temizler. Çünkü kedi, Başak’ın o kontrol manyaklığını, o sert duvarlarını “umursamazlık” balyozuyla yıkabilen tek güçtür.

Tarihsel Bağ: Tahılın Bekçileri

Aslında bu bağın kökleri çok daha derinlere, antik çağlara, tahıl ambarlarına ve gökyüzüne uzanır. Gökyüzünde Başak takımyıldızının en parlak yıldızı Spica, elinde bir başak tutan tanrıçayı simgeler. Antik Mısır’da kediler, bu tahıl ambarlarını farelerden koruyan “Kutsal Bekçiler”di (Bastet). İnsanlık tarihi boyunca tahılı kim koruduysa, Başak’ın kalbi ona akmıştır.

Günün sonunda, Başakların kediyle uyuma ritüeli bir çeşit rehine krizine dönüşür ve işin rengi orada değişir. Kedi gelip Başak’ın bacağının üzerine yattığında, dünya durur. Tuvaleti gelse gitmez, susasa su içmez, bacağı uyuşup kangren olma noktasına gelse bile kıpırdamaz. Çünkü o an “Seçilmiş Kişi”dir. Kedi, o kadar yer varken gelip onun o gergin, o telleri çekilmiş keman gibi duran vücudunu seçmiştir. Başak bunu bir kalite onayı olarak görür. “Benim enerjim o kadar durağan ve güvenli ki, bu yırtıcı hayvan beni bir sığınak olarak görüyor” diye gururlanır.

Final: Organik Toz ve Huzur

Günün sonunda, tüm o analizler, mama kapları ve tüy toplama seansları bittiğinde, gece olur ve o beklenen an gelir. Kedi, yatağın en ucundan sessizce süzülüp gelir, yorgunluktan ve dünyayı düzeltmeye çalışmaktan bitap düşmüş Başak’ın göğsüne kıvrılır. İşte o an, Başak için zaman durur. O meşhur “purr” sesi, Başak’ın o hiç susmayan, sürekli felaket senaryoları yazan zihnine verilmiş en güçlü sakinleştiricidir. Başak, kedisinin o ritmik nefesinde, “Yetersiz değilsin, her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin, sadece burada olman yeterli” diyen sessiz bir şefkat bulur. O titiz, o eleştirel zırh erir; gözleri dolar, kalbi hiç olmadığı kadar ısınır ve içinden “Beni yargılamadan seven, ruhumu gören tek varlık sensin” diye geçirerek o ilahi huzurla kedisinin gözlerinin içine bakar.

Tam o sırada kedi, sahibinin bu derin duygusal anına karşılık olarak; yavaşça ayağa kalkar, o derin bakışlarını sürdürerek arkasını döner ve gün boyu kumunda eşelenip kim bilir nerelere bastığı poposunu, tam olarak Başak’ın burnuna dayar. Normalde bir restoranda çatalın üzerinde su lekesi görse iştahı kaçan, hijyen takıntılı Başak; yüzündeki bu tüylü manzaraya ve burnuna gelen o “nevi şahsına münhasır” kokuya rağmen gıkını bile çıkarmaz.

Aksine, ağzına giren tüyleri tükürürken “Neyse, en azından organik toz, bağırsak florasına iyi gelir” diyerek bu yakınlığı şükranla kabul eder.

İşte gerçek aşk budur: Evrenin en titiz burcunun, bir tüy yumağının poposunu yüzünde bir oksijen maskesi gibi taşıyıp, buna “huzur” demesidir.

Astrolojik Danışmanlık Hizmetleri hakkında bilgi almak için ziyaret edebilirsiniz.