2 ŞUBAT • 13° ASLAN DOLUNAYI
TAHTIN ÇÖKÜŞÜ:
KIRMIZI HALIDA ÇAMURLU AYAK İZLERİ
2 Şubat günü saat 01.08’de Aslan burcunun 13. Derecesinde dolunay gerçekleşecek.
Bu dolunay, Satürn ve Neptün’ün Koç burcuna geçişinden (Aries Ingress) hemen önceki son “Eski Dünya” dolunayıdır. 14 Şubat’ta dünya astrolojik olarak “0” noktasına, yani Koç’a dönerken, bu Aslan dolunayı 2023 Mart’tan beri süregelen o sıkışık döngünün “final sahnesidir”
Toplumsal güven endeksinin taban yaptığı, kitlelerin resmi açıklamalara ya da cilalı vaatlere değil, satır arasına gizlenen o rahatsız edici gerçeklere odaklandığı bir zaman dilimi bu. Akrep yükselen, toplumun üzerine görünmez bir yalan dedektörü bağlıyor. Kimse “her şey harika” masalını yutmuyor; herkes dedektif, herkes savcı, herkes şüpheci. Bir skandalın patlaması, üzeri örtülen bir dosyanın açılması ya da yıllardır “dokunulmaz” sanılan bir tabunun yıkılması için geri sayım başlamış gibi bir gerginlik var havada.
Aslan Dolunayı, yalnızca geceyi değil, egonun o şişkin ve bir o kadar da kırılgan zarını aydınlatmaya hazırlanıyor. Bu göksel manzarayı “gümüş bir tepsi” gibi naif benzetmelerle sunmak safça olur, karşımızdaki daha çok, ilgi açlığıyla yanıp tutuşan, “beni sevin ama en çok beni görün” diye haykıran narsistik bir hükümdarın otoportresidir.
Mantığın buz kestiği, duyguların ise volkanik bir basınçla çatlaklardan sızdığı bu zaman diliminde, herkes kendi hayatının başrolü olduğuna öylesine iman etmiş durumda ki, figüran kalmaya tahammül edebilen tek bir fani bile yok.
İnsanlar, kendi boylarından büyük gölgeleriyle gölge boksu yaparken, asıl hikaye o ışıklı vitrinde değil, dükkanın rutubetli ve karanlık deposunda, haritanın o en dip noktasında yazılıyor.
Yeraltı Locasının İhtilali
Gökyüzünün zirvesinde, şöhretin o baş döndürücü terasında parlayan ve dolunay anında MC ile kavuşan Ay, krallığını ilan ede dursun, haritanın tabanında, o görünmez köklerde pusuya yatmış Kova stelyumu, sarayın temellerinde bir ihtilal komitesi titizliğiyle çalışıyor. Güneş, Mars, Plüton, Merkür ve Venüs’ün bu yeraltı locası, “her şey kusursuz” diyen o gülümseyen vitrin mankenlerine inat, binanın statiğini bozmaya yeminli. Yukarıda kopan alkış tufanı, aşağıda kolonları kemiren o sarsıcı değişim gıcırtısını bastırmaya çalışsa da nafile, zirve sarhoşluğu yaşayanların, bastıkları zeminin kaydığını fark etmekte geç kalabilirler.
Haritanın çatısına kurulan bu Dolunay, egonun sadece şişmediğini, adeta otoriteleştiğini, kurumsallaştığını gösteriyor ancak unutulmamalı ki Aslan’ın gölgesi kibrin en sığ halidir ve altı boş bir özgüven, bu spot ışıkları altında makyajdaki en ufak pürüzü bile devasa bir krater gibi gösterir. Sahne ışıkları sadece yeteneği değil, paçadan sarkan o sökük iplikleri de ifşa etmek için oradadır. Şubat’ın ilk haftası, bir ikonun düşüşünü izleyeceğiz. “Beni alkışlayın” diyen eller, yüzlerini saklamak zorunda kalacak.
“Atalarımız böyle yapardı” cümlesi artık geçerli bir savunma mekanizması değil, aksine eskiye duyulan o melankolik sadakat bu evrede gelişimin ayağına bağlanmış bir prangadan farksız görünüyor.
Kova’nın o duygusuz cerrah tavrı, en sıcak yuvalara bile bir serinlik getirerek, aile ve ev içinde kangren olmuş bağları neşterle kesip atma cesaretini zorunlu kılıyor. Dışarıdaki o şaşaalı başarının diyeti, içerideki bu köklü kopuşlarla, belki de bir evi, bir şehri ya da kök saldığını sandığın o toprağı terk etmekle ödeniyor.
Kartonpiyerden Kaleler ve Tahliye Fermanı
İlişkiler aksında ise Boğa’daki Uranüs, o alıştığımız güvenli limanları mayınlı bir araziye çevirmekle meşgul. “Burası benim kalem” dediğiniz o ilişki sınırlarında, hiç beklenmedik gedikler açılabilir, karşınızdaki insanın o güne kadar tanıdığınız yüzü eriyip, altından bambaşka, belki de ürkütücü derecede özgür bir suret çıkabilir. İstikrar diye sarıldığınız o mermer sütunlar aslında kartonpiyerden ibarettir ve bu dolunay, o dekoru yırtıp atmaktan zevk alacaktır. Ve meselenin bam teli, Jüpiter’in o bereketli elinin haritanın uluslararası alanına, o uzak ufuklara dokunmasıdır. Gökyüzündeki bu ışık gösterisi, aslında cebinizdeki kimliğin, pasaportun ya da sizi bir coğrafyaya bağlayan o resmi kaydın değiştiğinin ilanıdır. Bürokrasinin gri koridorlarında bekleyen dosyanızın üzerine vurulan o mühür, kaderinizin yeni koordinatıdır.
Aslan “beni tanıyın” derken, Jüpiter bavulunuzu toplamanızı, ama tatile değil, başka bir göğün altına kök salmaya gittiğinizi gösterir. Eski mahalleni, o bildik sokakları terk etmeden, vaat edilen o yeni statüye kavuşamazsın. Cebinde parlayan yeni bir kimlik, elinde bir tahliye fermanı ve önünde, sislerin ardında beliren o belirsiz ama büyüleyici yeni kıta…
Son olarak, medikal astroloji açısından bakarsak Aslan (Kalp, sırt, omurga) ve Kova (Dolaşım sistemi, bilekler, sinir sistemi) aksındaki bu gerilim, psikosomatik aritmilere işaret eder. Egonun (Kalp) ritmi ile mantığın (Sinir sistemi) frekansı çakışıyor. Bedenin “dur” derken, zihnin “koş” diyor.
Bu Aslan Dolunayı’nın nihai amacı, kolektif hafızada yer etmiş “dokunulmaz” otoritelerin, o çok güvendiğimiz parıltılı ikonların ve “ben yaptım oldu” diyen kibirli egoların yaldızlarını tırnaklarıyla kazımaktır. Dolunayın amacı, vitrindeki o kusursuz görünen ama içi boşalmış heykelleri devirmek ve “Tek adamın ihtişamı mı, yoksa topluluğun soğuk aklı mı?” sorusuna, net bir cevap vermektir.
Kamyon arkası edebiyatı gibi kamyon arkası astrolojisi hayranları için özetleyerek bitireyim “Egonuzun ‘ah’ dediği yer, ruhunuzun ‘oh’ diyeceği yerdir.”
Bu ara kendinizi fazla ciddiye almayın 🌹











