Venüs Akrep Burcunda
“Kozmik Tango, Tutkunun Otopsisi ve Eros ile Thanatos”
Nelerden haz aldığımızı, nelerin bizi mutlu ettiğini, ilişkilerimizin kalitesini, cüzdanımızın derinliğini ve aşk anlayışımızı simgeleyen Venüs’e, normal şartlarda pembeyle kırmızı arasında, belki biraz “Barbie” tonlarında bir renk veririz. Ancak Venüs Akrep birleşimi; bordoyla siyah arasında, ışığın yutulduğu, şehvetli ve tekinsiz geçişler demektir. Hüznü, korkuyu, ihtirası, iktidarı, terk edilmeyi ama aynı zamanda ruhun bedenden sıyrıldığı o “küçük ölüm” tadındaki tensel kavuşmayı temsil eder. Bu işarete bakarak, özellikle ilişkilerimizde “tükeniş ve varoluş” arasında, bıçak sırtında bir dansa ayak uydurmamız gerektiğini söyleyebiliriz. Aşk artık bir romantik komedi değil, bir psikolojik gerilim filmidir.
Psikanalitik Derinlik: Eros ve Thanatos
Venüs Akrep transiti, Freud’un tanımladığı iki temel dürtünün, Eros (Yaşam/Cinsellik) ve Thanatos‘un (Ölüm/Yıkım) dansıdır. Bu dönemde aşk, sadece sevmek değil, aynı zamanda “yok etmek” veya “içine alıp tüketmek” arzusudur. Akrep’teki Venüs, “Senin için ölürüm” derken mecaz yapmaz; aşkı bir hayatta kalma savaşına dönüştürür.
Venüs Akrep’in arzusu, kalpte başlayan ama orada uslu uslu oturmayan bir kasırga gibidir; rüzgârlarıyla sarsarak, çok geçmeden bedeni, zihni ve cüzdanı da ele geçirir. Tutku; bir ressam için tuval, gökyüzüne âşık biri için yıldızlar, bir yazar için kanla yazılan sözcükler, uçmayı düşleyen çocuk için yerçekimsiz gökyüzüdür. Venüs Akrep, ilişkiler konusunda inişli çıkışlı, süreklilik göstermeyen ama yüksek dozda doğaçlama gerektiren tehlikeli bir dansa, bir Tangoya benzer. Partneriniz ayağınıza bastığında “özür dilerim” demez, gözlerinizin içine bakarak sizi daha sıkı kavrar.
İsyankâr Başkaldırı ve “Dedektifçilik” Oyunu
Kendini adamanın o tatlı hüznü, arzularımıza karşılık bulamamanın yakıcı öfkesi, tüm ihtimalleri tüketmiş olmanın o isyankâr başkaldırısıdır Venüs Akrep. Hayatın insanı teslim almasına, sistemin bizi öğütmesine karşın; bedenlerde başlayan ve duygularda mühürlenen bir aşkın direnişidir. Gözü kara ayrılıkların çaresizliğinden doğan özlem dolu bir coşkunun canlılığıdır. Ancak burada ince bir çizgi vardır; ihanet korkusu ve kıskançlığın o yapışkan ağları. Venüs Akrep’in gölgesine aldanarak karşınızdakini kontrol etmeye çalışmak, onun telefonunu karıştırmak, sosyal medya hesaplarında FBI ajanına taş çıkartacak bir dedektiflik yapmak, yani “olur da gerekir” diye yastığınızın altında bir hançer saklamak iyi bir fikir değildir. Eğer bağlanmaktan korkuyor ve kendinize güvenmiyorsanız, bu sevdaya hiç başlamasanız daha iyi; çünkü Akrep’in suyu derindir, yüzme bilmeyen boğulur.
Gizli Hazine: Krizden Doğan Para
Venüs sadece aşkı değil, parayı da yönetir. Akrep burcundayken para, “başkalarının kaynakları” (miras, kredi, ortak gelirler) üzerinden gelir. Bu dönem, “Finansal Simya” zamanıdır; krizdeki bir yatırımı kurtarmak, borçları yapılandırmak veya “çöp” sanılan bir şeyden değer üretmek için mükemmeldir. Ancak dikkat; Venüs Akrep parayı da tutkuyla harcar veya güç elde etmek için kullanır.
Ay boyunca Venüs Akrep’in dansına ayak uydurmamız gerektiğini söylemiştim. Stratejik, hesaplı ve “cool” adımlar izlemek değil; müziğin o karanlık geçişlerine uyum göstererek, acele etmeden, bedenimizi bir enstrüman gibi kullanarak dansın akışını sağlamamız gerekiyor. Aksi halde, saplantılı, acıdan haz alan mazoşist döngüler, tatminsizlik ve sıkıntı dolu sevişmeler, bir tükenişi yüzümüze tokat gibi vurmaktan öteye geçmeyecektir. Venüs Akrepte kendini birinin kontrolüne köle gibi bırakmak değil, tutkularımıza “denk” bir güçle karşılık verebilecek partneri seçmektir.
Ben Sana Mecburum Bilemezsin
Akrep Venüs’ü bazen yasak ve bazen sürgün bir aşk, bazen tenimizde izi kalan ve ölümünü asla kabullenmediğimiz bir bağlılık hikâyesi, bazen de “elalem ne der” diye gizlediğimiz duyguların şaha kalkmasıdır. Yüzeysellik değil, “canını yakacak kadar” samimiyet gerektirir! Venüs Akrep, dürtüsel ve büyülü bir çekimdir. Gizem, derinlik ve tabu tanımayan tensel bir sevgidir. Aşk ve nefret ekseninde, dip ve zirve arasında sarkaç gibi salınıştır. Sessiz cümlelerin, bedenselleşmiş haykırışıdır. Büyük usta Attila İlhan’ın dediği gibi: “İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin, ben sana mecburum bilemezsin” demektir. Bu, sevgilinin sadece ışığını değil, kusurlarını, yaralarını ve karanlığını da sevebilme cesaretidir.
Hayattan aldığımız lezzetlerin “acı-tatlı” soslarla yenileneceği, zevklerimizin daha “hardcore” bir hal alacağı, arzunun en karanlık ve tozlu kıvrımlarında bile masumiyetin o saf izlerini bulacağımız bu evrede, kendinizi gençlik denilen ölümsüz ve yakıcı kaynağın akıcılığına bırakın. Korkmayın, yanmak da sevdaya dahildir.
Cesaret ve umutla…










