KRISTIN DEMİRCİ

Kristin Demirci:
Gökyüzüyle İlk Temas

Burada size alışılagelmiş, kronolojik bir özgeçmiş sunmak yerine; hayatımın akışını değiştiren o kırılma noktasından, astrolojiyle yollarımızın nasıl kesiştiğinden bahsetmek istiyorum.

Yanılmıyorsam 2003 baharıydı. Satürn, Yengeç burcunun sularında ağır ağır ilerliyordu. Kayıplar, vedalar ve üst üste gelen talihsizliklerle ruhumun kabuğuna çekildiği, dünyaya küskün bir dönemden geçiyordum. Bu depresif evrede yaşamdan saklanıyor, geleceğimi saran o yoğun sisi bir türlü dağıtamıyordum. Zihnimde yankılanan tek ve ısrarcı bir soru vardı: “Neden ben? Tüm bunlar neden oluyor?” Bir cevaba, daha da ötesi bir anlama ihtiyacım vardı. İşte o yürekten gelen çağrı, evrenin boşluğunda yankılandı ve karşılığını buldu.

O günlerde astroloji benim için on iki burç isminden ibaret sığ bir kavramdı. Ancak internette gezinirken rastladığım kıymetli bir hanımefendinin (ismini mahfuz tutuyorum) satırları beni durdurdu. O yılın transitlerini öylesine derinlikli anlatıyordu ki, okudukça şaşkınlığım hayranlığa dönüştü. Yazılanlar genel geçer yorumlar değil, o an yaşadığım sürecin birebir tercümesi gibiydi. Ruhumun haritasını okuyan bu kaleme kayıtsız kalamadım ve kendisine bir teşekkür mesajı ilettim.

Kısa bir süre sonra, kendisinin hiçbir karşılık beklemeden başlattığı Astroloji Dersleri platformuna davet edildim. Başlangıçta kalabalık ve seviyesi karışık bir gruptuk. İlk derslerde terminolojinin ağırlığı altında ezildiğimi, “Ben burada ne yapıyorum, bu dili asla çözemeyeceğim” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ancak içimdeki o anlama arzusu galip geldi. Aylar boyunca dış dünyayla bağımı asgariye indirip, Amazon’dan getirttiğim yüzlerce kitabın ve binlerce sayfanın arasında kayboldum. Parçalar zihnimde dağınık dursa da yılmadan okudum.

Yaklaşık bir yılın sonunda, o dönemki iletişim mecramız olan Yahoo Group üzerinden o meşhur “sınav” anı geldi çattı. Hocam ekrana bir doğum haritası yansıtıp sordu: “Bu kadın nasıl öldü?” Haritaya baktığımda, semboller dijital ekranın ötesine geçip zihnimde net bir tabloya dönüştü. Kafamdaki o karmaşık yapbozun parçaları kusursuz bir matematikle yerine oturmuştu. Tereddütsüz bir şekilde, “Yüksekten düşerek boynunu kırmış,” diye yazdım. Cevap doğruydu.

O anın heyecanıyla, astroloji bilen herkesin haritaya bakar bakmaz bu tür isabetli detayları görebildiğini, bunun işin doğası olduğunu sanmıştım. Ancak çok geçmeden, o gün yaşadığım berraklığın hiç de sıradan olmadığını; aksine o denli spesifik bir öngörünün oldukça nadir ve sıra dışı bir durum olduğunu idrak edecektim. İşte o an, benim için sadece bir doğrunun teyidi değil, hayatımın geri kalanının başlangıcıydı.

“Başlangıçta bir hobi olacağını sandığım astroloji, hayatımın ana omurgası haline geldi. Çünkü astroloji; kendini bilmek, potansiyelini görmek ve en önemlisi önünü aydınlatmaktır. Benim için tanımı tam olarak budur: Karanlıkta yolunu görebilme sanatı.

Bu kadim bilgiyi hayatıma entegre ettikçe, çevremdeki dünyanın da dili değişmeye başladı. Babamın yanıma gelip “Kızım, Merkür retrosu var mı, ona göre imza atacağım” demesi veya sevgilimin aramızdaki gerilimi transit Ay’ın hareketlerine bağlayıp “Yahu şu Satürn Aslan’dan ne zaman çıkacak?” diye sorması, astrolojinin hayatımıza ne denli organik ve samimi bir şekilde sızdığının kanıtıydı.

Astrolojinin o uçsuz bucaksız, sınırsız doğası ruhuma derin bir dinginlik veriyor. Ömrüm yettikçe öğrenmeye, derinleşmeye ve bu ışığı paylaşmaya devam edeceğim. Gökyüzünün lisanını okuyabilen ve gördüğü o muazzam düzene hayran kalan herkes gibi ben de kendimi şanslı addediyorum. Bu sayfa zamanla büyüyecek, benimle birlikte evrilecek. Dilerim satırlarım ve astrolojiye duyduğum bu derin tutku, sizin de kendi karanlığınızda yolunuzu bulmanız için bir pusula olur.

Kristin Demirci

ASTRO FACULTA
8 Şubat 2007