Patriyarkanın Kaburgasını Kıran Kadın: Madonna ve Plüton Transitleri

Patriyarkanın Kaburgasını
Kıran Kadın:

Madonna ve Plütonik Bir Başkaldırı

Madonna’nın haritasına bakmak, bir suç mahalline girmek gibidir. Güneş’i Aslan burcunda parlar ama bu Güneş, haritanın en izole, en gizemli odası olan 12. Ev’e hapsolmuştur. Üstelik hemen yanı başında, Başak burcundaki Plüton (Yeraltı Tanrısı) hırlamaktadır. Bu, astrolojik olarak şu anlama gelir: Madonna, sahne ışıkları altında alkışlanmak isteyen sıradan bir narsist değildir.

O, kolektif bilinçdışının mahzenine inen, toplumun “ayıp”, “günah” ve “yasak” diyerek zincillediği ne varsa hepsini serbest bırakan bir “Kozmik Çilingir”dir. Haritası ona huzurlu bir hayat vaat etmez; ona, “Kendi celladın ol, kendini doğur ve asla kimsenin seni tanımlamasına izin verme” misyonunu verir.
Onun kariyeri bir şarkıcılık hikayesi değil, eril tahakkümün ahlak kurallarına karşı, bedeniyle yazdığı bir reddiyedir.

1984: Beyaz Gelinliğin İntikamı

(Tra. Plüton Venüs karesi)

Astrolojik olarak Plüton, onun değer algısını (Venüs) sarstığında, Madonna sahneye beyaz bir gelinlikle çıktı. Ancak bu, geleneksel gelinlerin giydiği o “masumiyet ve itaat” kostümü değildi. “Like a Virgin”i söylerken yerde kıvranan, jartiyerini gösteren ve dağınık saçlarıyla kameraya meydan okuyan o kadın, bin yıllık “Bakire/Fahişe” ikilemini tek bir bedende eritiyordu. Feminist okumada bu an bir devrimdir: Kadın cinselliğinin, üreme veya erkeği memnun etme amacı gütmeden, sadece “kendi hazzı” için var olabileceğini haykırmıştır. Gelinlik artık “saf” değildi, lekelenmişti ve Madonna o lekeyle gurur duyuyordu. Patriyarkanın “kutsal” saydığı simgeyi alıp, onu bir arzu nesnesine dönüştürerek, ahlak bekçilerinin yüzüne tükürdü.

1989: Tanrı Baba ile Hesaplaşma

(Transit Plüton Mars’a karşıt)

Plüton savaşçı Mars’a meydan okuduğunda, Madonna hedefini en büyük “Baba” figürüne, yani Kilise’ye çevirdi. “Like a Prayer” videosu, sadece yanan haçlardan ibaret değildi; beyaz, yaşlı ve cezalandırıcı Tanrı imgesini reddedip, yerine siyah, öpülebilen ve insani bir Aziz koydu. Kadın arzusunu teolojiyle harmanladı. Vatikan onu aforoz ettiğinde, o aslında en büyük zaferini kazanmıştı. Çünkü o, kadının suçluluk duymadan da dua edebileceğini ve sevişebileceğini gösteriyordu. Otoritenin (Baba/Tanrı/Devlet) onayına muhtaç olmadığını, kendi kilisesini kendi bedeninde kurduğunu ilan etti.

1992: Nesne Değil, Özne Olmak

(Transit Plüton Güneş Karesi)

Plüton’un Güneş’i karelediği o sert dönemde, herkes onun “çıldırdığını” düşündü. “SEX” kitabını çıkardığında, toplum onu “ucuz” olmakla suçladı. Oysa bu, tarihin en pahalı feminist hamlesiydi. Erkeklerin kadın bedenini meta olarak sattığı bir dünyada, Madonna “Kendi çıplaklığımın patronu benim” dedi. Fotoğraflarda edilgen bir obje değil, kırbacı elinde tutan, bakan, talep eden ve yöneten bir “Özne” vardı. Bu, pornografi değil, erotik bir darbeydi. “Bana bakabilirsiniz ama sadece ben izin verdiğimde ve benim istediğim şekilde,” diyerek, “Male Gaze” (Erkek Bakışı) teorisini paramparça etti.

1998: Savaşçının İnzivası

(Transit Plüton Merkür’e Yükselene ve Ay’a Kare)

Ve sonra, o Plütonik dönüşümün en zarif hali: “Ray of Light”. Plüton zihne (Merkür) ve imajına (yükselen) dokunduğunda, Madonna “Material Girl” zırhını çıkardı. Yüzündeki o sert ifade gitti; yerine anne olmanın getirdiği yumuşak ama çok daha derin bir güç geldi. Bu, yenilgi değil, stratejik bir geri çekilmeydi. Feminizmin sadece “savaşmak” değil, aynı zamanda “beslemek” ve “ruhsal derinlik” olduğunu keşfetti. Sanskritçe dualar, siyah saçlar ve mistisizm… O, “Bitch” etiketinden sıyrılıp “Bilge Kadın” (Crone) arketipine geçiş yaptı. Kendi rahminden doğan bir hayatla (kızı Lourdes), kendi annesizliğinin yarasını sardı.

2020 ve Sonrası: Yaşlanmayı Reddeden Cadı

Bugün ona “yaşlı”, “estetik canavarı” veya “ne yaptığını bilmiyor” diyenler, aslında Plüton’un son dersini kaçırıyorlar. Toplum, erkeklerin yaşlanmasına (Sean Connery gibi) “karizma” derken, kadının yaşlanmasına “son kullanma tarihi doldu” muamelesi yapar. Madonna, 60’larında hala korse giyerek, genç sevgililer edinerek ve yüzünü gerdirerek aslında bize şunu söylüyor: “Beni görünmez kılamazsınız.” Onun estetikli yüzü, bir güzellik arayışı değil, zamanın ve toplumun ona biçtiği “yaşlı be işlevsiz” rolüne karşı açılmış bir savaşın, bir direnişin maskesidir. O, köşesine çekilip örgü örmeyi reddederek, yaşlanan kadının hala arzulu ve tehlikeli olabileceğini gözümüze sokuyor. Bu, rahatsız edicidir; çünkü özgür bir kadın her yaşta rahatsız edicidir.

Sonuç: İsmin İronisi ve Kader

Hikayenin en büyük kozmik şakası ise isminde saklıdır. Katolik dünyasının en aseksüel, en itaatkar figürü “Meryem Ana”nın (Madonna) adını taşıyan bir kadının, dünyanın en büyük cinsel devrimini yapması… Bu bir tesadüf olamaz. O, Jung’un bahsettiği o “Bakire ve Fahişe” ayrımını reddetti. O, hem azize hem de günahkar olmayı seçti. O, sahnede kendini çarmıha gererken, aslında tüm kadınların günahlarını (arzularını) üstlendi ve onları özgürleştirdi.

Madonna bir pop yıldızı değildir; o, patriyarkanın üzerine dökülmüş bir litre benzin ve elinde çakmakla dans eden o korkusuz kız çocuğudur. Ve tarih kitapları onu, sadece şarkılarıyla değil, yaktığı o muazzam ateşle yazacaktır.

Derin Okuma

Plüton Transitleri ve Kadın: Yeraltının Çağrısı

Bedenin döngüleri, dönüşümün gücü ve ruhun karanlık mahzenlerinden doğan o muazzam ışık üzerine…


MAKALEYİ OKU →