Ateş Elementi: Koç, Aslan, Yay
“Prometheus’un Mirası, Tutku ve Yıkım”
Doğada görünür olan diğer elementlerin aksine, insan ateşi “keşfetmek” değil, “çalmak” zorunda kalmıştır. Prometheus’un tanrılardan çaldığı o ilk kıvılcım, insanı karanlık mağarasından çıkarıp medeniyete taşıyan, ama aynı zamanda onu tanrılarla savaştıran o lanetli hediyedir. Ateş, Zodyak’ın “başlatıcısı”dır. O, sadece ısıtan bir soba değil; tüketen, yok eden ama küllerinden yeniden doğuran o vahşi, kontrolsüz ve ilkel yaşam enerjisidir (Libido). Dört yönden esen rüzgar (Hava) ateşi körükler, Toprak ona yakıt olur, Su ise onu söndürebilen tek güçtür. Evren ateşten var olduğu gibi (Big Bang), en nihayetinde yine ateşle yıkanacaktır.
Simyasal Karşılık: Kükürt (Sulphur)
Simyada ateş elementi “Kükürt” ile ilişkilendirilir. Kükürt, ruhun aktif, eril ve dönüştürücü ilkesidir. Bir maddenin (veya insanın) özünü, karakterini ve “yanıcılığını” belirler. Ateş burçları, Zodyak’ın kükürdüdür; girdikleri ortamı kokutabilirler (egolarıyla) ama aynı zamanda o ortamı saflaştırıp altına dönüştürecek ısıyı da onlar sağlar.
Ateş Burçları: Koç, Aslan, Yay
Bu üçlüyü izlemek, alazlanmış bir orman yangınını izlemek gibidir; hem korkutucu hem de büyüleyicidir. **Koç**, ilk kıvılcımdır; çakmağın çakıldığı o anlık patlamadır. Düşünmez, sadece yanar. **Aslan**, şömine ateşidir; kontrollü, merkezi, etrafındakileri ısıtan ama kendisine yaklaşanı yakan o kraliyet ateşidir. **Yay** ise orman yangınıdır; sınır tanımaz, rüzgarla yayılır, felsefi ve ruhani bir arayışla (dumanla) göğe yükselir. Ateş insanları, bir gün söneceklerini bildikleri için, her günü son günleriymiş gibi, ciğerlerini patlatırcasına yaşarlar. Onlara hükmedemezsiniz; ya onlarla yanarsınız ya da uzak durup donarsınız.
Haritada Ateş Baskınlığı: “Prometheus Sendromu”
Haritasında gezegenlerin çoğu ateş elementinde (Koç, Aslan, Yay) toplanmış kişiler, “Prometheus Sendromu” yaşarlar. Kendilerini tanrısal bir göreve adamış gibi hissederler. İnisiyatif alırlar, risk severler ve “imkansız” kelimesini sözlüklerinden silerler. Ancak bu yoğun enerji, kontrol edilmezse bir felakete dönüşür. Yaşamı bitmeyen bir savaş alanı gibi görürler. Aşırı gurur, şiddet eğilimi, düşünmeden alınan kararlar ve “ben bilirim” kibri, onları yalnızlaştırabilir. Haklı olduklarını düşünürken, aslında kendi gemilerini yaktıklarının farkına varamazlar.
Aşırı ateş enerjisini dengelemek için “su” değil, “toprak” gerekir. Yani sakinleşmek değil, “somut bir şeyler üretmek” gerekir. Spor yapmak, enerjiyi toprağa (maddeye) kanalize etmek, mavi ve yeşil tonları kullanmak, baharatlı (ısıtıcı) gıdalardan kaçınmak bu yanardağı soğutabilir.
Ateş Eksikliği: “Sönmüş Volkan”
Haritada ateş elementinin yokluğu veya azlığı, kişinin “yaşama sevincini” (Joie de Vivre) kaybetmesine neden olur. Metabolizma yavaşlar, sindirim zorlaşır, kişi kendini sürekli yorgun ve isteksiz hisseder. “Neden yaşıyorum?” sorusuna cevap bulamaz. Gelecek korkusu (anksiyete) tavan yapar. Bu kişiler, hayatı bir oyun değil, çözülmesi gereken ağır bir problem gibi görürler.
Ateş eksikliğini gidermek için, yapay bir yangın çıkarmak gerekir. Kırmızı ve turuncu giymek, acı biber yemek, mum yakmak, güneşlenmek ve en önemlisi “korktuğunuz bir şeyi yapmak” (risk almak), o sönmüş fitili ateşleyebilir. Unutmayın, ateşin olduğu yerde gölge de olur ama o gölge, ışığın varlığının kanıtıdır. Ateş insanları bazen aşk gibi yakıp kavururlar ama yoklukları, dünyayı soğuk ve karanlık bir zindana çevirir.
Cesaret ve umutla…










