Türkiye ve Dünyanın Geleceğine Dair Bir Astroloji Söyleşisi

“Astroloji çalışırken, bu sistemi pek çok somut olayla sınama şansım oldu. … Astroloji, çok yönlü düşünebilenler için umut vaat ediyor. Fakat hayal gücü olmayanlar için güvenilir değil.. Budalaların elinde ise -sezgisel metodların tümünde olduğu gibi-  zararlı. Astroloji deneyi, genellikle şaşırtıcı bilgiler elde edilmesini sağlar.  Kuşku yok ki, astroloji bugün, geçmişte hiç olmadığı kadar yaygınlaşmaktadır. Ama sık kullanılmasına rağmen, tam bir kesinlik vermediği için, süregelen çalışmalar, hala tatmin edici olmaktan uzak görünüyor. Astroloji ancak akıllıca kullanıldığında faydalı bir araçtır. Astroloji hatasız değil ve rasyonalist, dar zihinli biri tarafından kullanılması ise tam bir dert.” — C.G.Jung, Mektuplar, 2.Cilt, 1951-1961 s.463 (Robert L. Kroon’a mektup.)

Size, astrolojiden beklentilerinizin ne yönde olması gerektiğini, analitik psikolojinin kurucusu ve derinlik psikolojisinin üç büyük isminden biri olan ünlü psikolog Jung’un sözleriyle açıkladıktan sonra, çok sevdiğim arkadaşım Gökhan’la, işlerimizden arta kalan zamanlarda özveriyle üzerinde çalıştığımız öngörüleri sunmak istiyorum. Yıllar boyunca meraklı gözlerden uzak, aramızda yaptığımız verimli sohbetlerin ve öngörüsel astroloji deneylerinin ardından, nihayet ortak bir çalışmada buluştuk.

Bu defa kişilerin değil, dünyanın, toplumların ve Türkiye’nin yazgısına odaklandık.

Dünya ve Türkiye açısından 50 yıllık uzun bir vadede nasıl bir değişim öngörülebilir?

Kristin: Öncelikle, ulusların ve toplumların değişimlerinden bahsettiğimiz zaman, jenerasyonları şekillendiren astrolojik bileşenleri dikkate almak gerekir; Jüpiter ve Satürn döngüleri, Satürn ve ötesi gezegenlerin burç değiştirdikleri zamanlar ve aralarında oluşan açılar dünyevi misyonumuzu ve yazgımızı anlamamıza yardımcı olurlar.

Uranüs reform, öngörülemez değişimler ve şaşırtıcı olaylarla anılır. Plüton ise global yıkım ve dönüşümle ilgilidir. İki gezegen arasındaki açılar dünya genelinde daima krizlere ve krizler neticesinde dramatik gelişmelere önayak olmuşlardır. Uranüs devrimse, Plüton evrimdir.

Yakın geçmişe dönüp baktığımızda, Uranüs Plüton arasındaki kare açının 1930’larda “Büyük Bunalım” adı verilen, diktatörlerin yükselişe geçtikleri dönemde etkili olduğunu görürüz. Siyasette ve ekonomide derin dönüşümler yaşanmış, bir daha hiçbir şey aynı olmamıştır. 2. Dünya savaşını tetikleyen açı, Hitler gibi bir zalimin yükselmesini de sağlamıştır.

1960’lı yıllar boyunca Uranüs ve Plüton, halkların genel alışkanlıklarını ve tarzlarını temsil eden başakta birleştiğinde, global anlamda bir devrim yaratmıştır. İnsanlar savaş karşıtı felsefeleri benimsemişlerdi.

Gökhan: 1965’deki Uranus-Pluto birleşmesi dediğin gibi Başak’ta fakat 1850’lerdeki Uranüs Pluto birleşmesi Koç’un son derecelerinde ve Boğa’nın ilk derecelerinde meydana gelmesi açısından bir fark yaratıyor. 65’deki birleşmenin bugün “68 kuşağı” diye anılan bir kuşak ile ilgili olduğu söylenebilir, karakteristiği de çok büyük ölçüde “otoriteye başkaldırış”tır. Bu yüzden günümüzde bu kombinasyonun etkileşimi (uranus/pluto) “68 kuşağı” ruhunu tekrar canlandırıyor. Yine bu kombinasyonun tekrarına denk gelen “Gezi Parkı Direnişi” de birçok açıdan sol bir mücadele imzası taşıyor, sol’un sloganlarını, sembollerini, mücadele şeklini popülerleştiriyor.

Kristin: Kesinlikle. 2010 Mayıs ayından itibaren, Koç Burcuna ilerleyen Uranüs ile Oğlak’taki Plüton arasında kare açı 2016’ya kadar etkisini sürdürecek. Şimdilerde jenerasyonlara şekil veren bu iki gezegen arasındaki kare açı ne demekmiş, tekrar görüyoruz. İktidar baskısı nedeniyle reformu (Uranüs) arzu eden halk ve statüsünü muhafaza etmeye çalışan devlet yöneticileri  (Plüton) arasındaki huzursuzluğu, mücadeleyi ve çatışmayı simgeleyen, iki gezegen arasındaki etkileşim, dünya genelinde bazı halkların bağımsızlık özlemini temsil ettiği gibi, bazılarının da despot liderler tarafından zulüm göreceğinin işaretidir. Tıpkı “Büyük Bunalım” ya da “68 kuşağı” dönemlerinde olduğu gibi.

Amerika’nın doğum haritasında Plüton 27 derece Oğlak Burcunda yer almaktadır. Dünya ülkeleri arasında sadece ABD’nin kuruluş haritasında Plüton Oğlak yerleşimine rastlanmaktadır. Böylece transit Plüton’un 2008’de başlayan ve 2024’te sonlanacak olan Oğlak dönemi, ABD’ye dair köklü değişim ve dönüşümlerin gerçekleşeceği evredir. Dünya devi olduğundan, ABD’yi ilgilendiren bütün krizlerden nasibimizi alacağımızı söylemek için de, müneccim olmak gerekmiyor.

Plüton batı dünyasının bünyesinde, özellikle iş/ekonomi kaynaklı alanlarda acı dolu bir dönüşüme önayak olmakta, iş potansiyeli doğuya taşınmakta ve “güç” hiçbir ulusa bağlılığı olmayan elit kesime odaklanmaktadır.

Gökhan:  Pluto Oğlak, Uranus Koç geçişi, belirttiğin gibi şirketlerin değişimine vurgu yapıyor. ABD için 50 yılda bir rastlanabilecek önemde gelişmeler olacağına ben de katılıyorum. ABD’nin değerler sisteminin, ekonomik değerlerinin dönüşüme uğrayacağını söylemek mümkün. Dediğin gibi, üretimini doğuya kaydıran çok uluslu şirketler, artık ABD’ye eskisi kadar ihtiyaç kalmadığını düşünüyor olabilirler. Bir türlü sonlanmayan kriz dolayısıyla ABD’yi ilgilendiren ortaklık anlaşmalarının (ticari anlaşmalar dahil) dönüşüme uğrayacağı düşünülebilir. Yine ülkenin kimliği, Amerikan vatandaşlığı kavramı da sorgulanabilir, farklılaşabilir.

ABD aynı zamanda kapitalizmin kalesi olduğu için, 2020’lere doğru günümüzdeki işleyişine dair önemli eleştiriler gelmesi çok yüksek olasılık. Biliyorsun kapitalizmin bazı özelliklerinin (yayılma, gelecek konusunda, piyasanın işleyişi konusunda iyimserlik, sonuçları umursamazlık, risk severlik) Yay burcu ile ilişkisi açıktır. Burada kapitalizm = yay gibi bir saçma bir yargıda bulunmak doğru değil, yanlış anlaşılmasın. Kapitalizm için hukuk, para, yönetici sınıf vb gibi diğer (yay ile daha ilişkisiz) elementlere de ihtiyaç vardır. Ayrıca kapitalist ekonomi yeni pazarlar ister, yükselen kar oranları ister, daha ucuz ham madde ister, daha ucuz iş gücü ister, daha uzun çalışma saatleri ister. Doğası gereği gelecek için hep iyimserdir, kafayı takmayı sevmez. Buzullar mı eriyor, türler mi yok oluyor, dünyanın iklimi mi değişiyor, Afrika dış borçlarını ödesin diye yılda milyonlarca ağaç mı kesiyor, Uzakdoğu’da fabrikalarda çocuklar mı çalışıyor bunlara kafayı takmaz.

Kristin: Kapitalizm hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar…

Gökhan: Maalesef tam da öyle, ölmeyecekmiş gibi yaşamaya, insanlığın yaptığı tüm fedakarlıklara, uzun çalışma saatlerine rağmen, kar oranları da hiçbir zaman yeterli seviyede olamıyor. Önce dünyaya açılıp ham madde avcılığı yapıldığını, kızışan rekabet yüzünden dünya savaşları çıktığını hatırlayalım. Günümüzde de sırf kar oranlarını koruyabilmek için emek-yoğun sektörlerin Uzakdoğu’ya kaydığı, yönetim ve bilginin ise gelişmiş ülkelerde toplanmaya çalışıldığı bir düzen oluştu. Eğer birleşik kaplarda olduğu gibi, tüm ekonomiler birbirine bağlı olsaydı, gelişmiş ülkelerde gördüğümüz, hayatın keyfini sürebilen bir orta sınıf düşünülmesi daha zor olacaktı. Teknolojik atılımlar yavaşladığı ölçüde ekonomi işlemez hale gelecek, yeni çözüm arayışları baş gösterecekti. Bugün Çin’de çalışan bir işçinin kazancı ile Almanya’dakinin kazancı arasında 50 kat fark var. Ancak her şeyin de bir bedeli var. Gelişmiş ülkeler için bedel, artan işsizlik oranları, işsizliğe bağlı olarak artan eğitimsizlik, alternatif iş dalı arayışlara gidilmesi sonucu oluşan sanal ekonomi ve buna bağlı iç çürüme sayılabilir. Bugün tüm dünyanın toplam kazancının 10 katı miktarında bir paranın her gün borsalarda el değiştirmesi akla hayale sığmayan bir sanallık göstergesidir.

Kristin: Siyaset, toplum ve yaşam tarzlarımızın, Jüpiter ve Satürn döngülerinin konusuna göre de değişim gösterdiği de gözden kaçırılmamalı. “Büyük zamanlayıcılar” olarak isimlendirilen, sosyal reformlarla ilişkili bulunan, Jüpiter ve Satürn birleşimi, en son  toprak burcu olan Boğa’da, 2000 yılında meydana gelmişti. Bu nedenle “Dünyada mekan, ahirette iman” sözü tam da içinde bulunduğumuz dönemin niteliğini yansıtıyor. Jüpiter ve Satürn döngülerinin toprak burçlarındaki kavuşumlarına yani geçmiş 200 seneye baktığımızda, dünya genelinde materyalist bir bakış açısının rağbet görmekte olduğunu fark ederiz. 2000 senesinden beri ise, Jüpiter’in Boğa’daki, yatırımlarla zenginlik ve itibar kazanma tutkusu ve Satürn’ün Boğa burcundayken sahip olduğu maddi değerleri kaybetme korkusuyla sınanmaktayız. İnsanların kazanma hırsı ve aynı zamanda kaybetme korkusu elbette bankaların işine yaramıştır.

Gökhan: Çok önemli bir noktaya dikkat çektin. Jüpiter-Satürn’ün yaklaşık son 200 yılda (1842)’den beri, toprak elementinde birleşmeleri içimize sinmiş materyalizme çok net işaret etmektedir. Bu anlamda bir dönüm noktasına da yaklaşıyoruz, 2020’de 240 sene sürecek hava burcu trigon’u başlayacak. Hemen insanın aklına 2060’lara doğru tam anlamıyla kendini belli edecek yeni dünya düzeni nasıl olacak sorusu geliyor..

Kristin: Elbette 200 senelik bir alışkanlıktan kurtulmamız kolay olmayacaktır. İnsan hayatının ve doğanın değerini anlamamız için önce, maalesef maddi menfaatler uğruna temellerini attığımız, büyük kayıplarla yüz-yüze gelmemiz, materyalist hırslarımızın zararlarını telafi etmeye çalışmamız gerekecektir. İktidarını ve çıkarlarını korumak için, savaş yanlısı olan taht sahiplerini ise, bu defa büyük yanılgıların beklediğini düşünüyorum. 2020’de Kova burcunda birleşecek olan Jüpiter ve Satürn, paranın kölesi olmaktan vazgeçmeye gönüllü, insanlık onuruna hizmet eden toplumların simgesidir.

Tabii o günleri görene kadar daha önümüzde zaman var.

Gökhan:  Katılıyorum, mutlaka günümüzdeki düzende büyük bir değişiklik olacak. Zeka ve yaratıcılık en az sermaye kadar ön plana çıkacak. Bu olası yeni düzende beni en çok tedirgin eden ise, duyguların önemsiz ve değersiz olarak görülme olasılığı, acımasız boyutlara varabilen bir akılcı tutum. Tabii bu yeni döneme gelene kadar görece karanlık bir dönem bizi bekliyor.

Tahminime göre 2020’lere doğru dünya güçlenen bir devlet kapitalizminin negatif etkileriyle yüzleşmeye çalışacak. Devlet kapitalizmini bir trend olarak görürsek Çin’in durumunu da anlayabiliriz. Neden güçlenen bir devlet kapitalizmi sorusunu Satürn Yay evresini ele aldığımızda cevaplayabiliriz. Ancak büyük kapital sahiplerinin neden hakimiyet alanlarını devlete devretmeye razı olmaları olası görünmediyse, kapitalizmin en erken 2018’e doğru sürecek uzun vadeli bir depresyonda olduğu tezini ortaya atabilir, bu sebepten kendini korumaya almak için iktidarların artan isyan/eleştirileri bastırmasını olanaklı kılacak şekilde yasalar çıkarmalarına destek verecek olmalarının olanaklı olduğunu söyleyebiliriz. Biz kenara çekilelim madem, devletin işi ne, işsizliği düşürsün, bozuk ekonomiyi düzeltsin diyeceklerdir.

Kristin: Jüpiter ve Satürn birleşimini takiben, 2024’te başlayacak olan Plüton Kova evresi, insan hak ve özgürlükleri konusunda insanlığın genelini etkileyen köklü dönüşümlerin işareti. Entelektüel güç ve üstünlük sağlamak anlamına da geliyor. Dönüşümümüz sosyal ve ekonomik anlamda sence nasıl gerçekleşecek?

Gökhan: Bana kalırsa 2020’lere gelmeden Dolar’a alternatif rezerv para birimi veya değerler sistemi tartışmalarının artması çok olası görünüyor. 2020’lerde temelleri atılacak, 2024’de Plüto Oğlak’ın son derecelerindeyken herkesin üzerinde fikir sahibi olacağı yeni ekonomi düşünceleri, tartışmaları ile, 2030’lara doğru, Pluto’nun Kova’da ilerlemesi ile paralel olarak, “yeni” bir dünya düzeninin tohumları atılacaktır. Bu döneme neo-liberalizmin, küreselleşmenin değil ama küreselleşme ideolojisinin sonu ve geçiş dönemi de diyebiliriz.

Kristin: Alternatif bir rezerv para biriminin ortaya çıktığı yeni bir dünya düzeni deyince ABD’nin güç kaybedeceğini söyleyebiliriz o halde. Peki bu durumda hangi ülkeler güç kazanmaya başlayacaktır dersin? Çin olabilir mi?

Gökhan: Çin 2030’lara doğru çok daha büyük güç kazandığında ABD kendi problemleri ile uğraşıyor olacak. Bahsettiğimiz “yeni” dünya düzeni, geçmişten miras aldığı problemler ABD için 2030’larda soğuk duş etkisi yaratacak olsa da, yeni düzene hızla adapte olacaklardır. 2040’lara doğru Dünya’nın tüketim toplumu dinamiklerinin dışına kaymasıyla birlikte Çin zayıflayabilir, ABD ise tekrar dikkat çeker bir duruma gelebilir.

Günümüzde ABD teknoloji/bilim üretiminde en üst sıralarda fakat halk birikim yapmayı bırakmış durumda, nüfusun büyük çoğunluğunun durumu ise iyiye gitmiyor. Anahtar endüstrilerdeki lider konumunu kaybediyor, devlet büyük borç yükü altında ve ülke de Asya bankalarına borçlanmaya devam ediyor. Ülkeye bankacılar ve silah sanayisi eliti yön veriyor. Bu durumda, eğer ABD kendi yarattığı sanal ekonomi ve üretmeden tüketim sarmalından çıkmayı başaramazsa, bir süre Dünya’ya yön veremeyebilir, kendi problemleri ile uğraşmak zorunda kalabilir. Suriye ile ilgili son diplomatik gelişmelerde ABD’nin eski ağırlığının kalmadığı ortaya çıkmadı mı? Oğlak Plüto evresi, ABD için bozulan ilişkiler anlamına da gelebilir, yeni bir düşman algısı yaratabilir. ABD aslında gücünün büyük bir kısmını ülkeye akın eden yabancılardan alıyor. Artan iç problemleri olan bir ülke olursa birçok açıdan çekiciliğini kaybetmesi mümkün.

Kristin: ABD haritasına baktığımızda, özellikle 2015 yılının bahsettiğin şekilde zor geçmesi ihtimali yüksek. Yeni bir düşman algısına, eski alışkanlıklarını sürdürerek, savaşçı bir tutumla yanıt vermesi de mümkün. Transit Plüton ABD’nin Güneş’ine karşıt konuma geleceği için, hırsının ve güç tutkusunun kurbanı olma riski taşıyor.

Süper güçlerin, kendilerini 2020’deki Jüpiter ve Satürn birleşimine, devamında gerçekleşecek 2024 Plüton Kova geçişine hazırlamaları şart. Zira önümüzde, 2020 yılıyla birlikte, Fransız İhtilali dönemine benzeyen (Plüton Kova), otoriteye karşı bağımsızlığını ilan eden halkların gündeme geleceği uzun soluklu bir süreç var.

Plüton Oğlak’tayken jenerasyon gözetmeksizin, kader inancımızı da dönüştürüyor diye düşünüyorum. Artık kesin olarak, bireysel çabamızın geleceğin inşasında ya da yıkımında, büyük rol oynadığını fark ettiğimiz olaylar yaşıyoruz. Plüton Kova’ya ilerlediğinde ise, arzularımızı, dileklerimizi, beklenti ve umutlarımızı dönüştürecek. Şu anda iktidarlara kafa yoruyoruz, zamanı geldiğinde insanlığın gelişimine katkıda bulunmak ya da dahil olmak için neler yapmamız gerektiği önceliğimiz olacak. Müthiş bir hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışacağız.

Gökhan: Fütüristler 20 sene içinde gelişimimizi takip edebilecek yapay zekaya sahip sanal bir öğretmenden istediğimiz anda istediğimiz dersi almamızın mümkün olduğunu söylüyorlar. Ray Kurzweil, 2030 için beyne yerleştirilebilen implantlar ile insanların hafıza, öğrenme hızı ve zekalarının gelişeceğini öngörüyor. Böyle bir dünyada jandarmalık yapıp oraya buraya savaş açmak kolay değildir; muhtemelen gerekli de olmayacak. Bilgisayar güvenliği konusu askeri ordulardan daha önemli olabilir. Toplulukların davranışı dönüşüme uğrayacağından, yönetim kavramının bilgisayarlar aracılığı ile daha doğrudan hale gelmesi mümkün.

Kristin:  Plüton Kova birleşimi aynı zamanda teknoloji yoluyla güç elde etmek, sembolik manada, teknolojinin ölüp yeniden dirilmesi demek. 2023-2024 yıllarından başlayarak bilgisayar korsanlarının eylemleri daha kapsamlı hale gelebilir. Wikileaks benzeri hareketler artarak, insanlardan gizlenen bilgiler ortaya serilebilir. Petrol yerine alternatif yakıtla, elektrik ya da suyla çalışan araçlar, holografik bilgisayarlar piyasaya sürülebilirler. Beyin ve sinir sisteminin işleyişine dair çığır açan bulgular, ilaç sektörünün tamamen kendini yenilemesine neden olabilir. Uzay bilimidir kova, astronomidir, astrolojidir, felsefedir, genetik ve elektronik mühendisliğidir. Bu alanlarda yapılan çalışmalar büyük dünyevi değişimlerin önünü açabileceği gibi, öncesinde bu konularda büyük felaketler gündeme gelebilir.

Gökhan: Kova’nın aynı zamanda Aslan’a karşıtlığından yola çıkarsak: yakın geçmişin liderlerinin çoğu Pluto Aslan jenerasyonuna aitler. Liderlikleri de sıklıkla kendi egolarına, çoluklarına çocuklarına hizmet ediyor. Bir sonraki liderler jenerasyonu daha çok Başak Pluto bulunduracak. Dünya, gerçekten hizmet edinmeyi, saflaştırmayı hedef haline getirmiş daha fazla lidere sahne olacak.

Ekonomik olarak da bana, spekülatif hareketlere yönetilen eleştiriler ile borsaların sanal düzeninin bozulduğu, hedge fund’ların keyiflerine göre ülke batırıp çıkartamadığı, sosyal grupların etkin bir şekilde yönetimde rol alabildiği bir düzen çağrıştırıyor. Geleceğin parlayacak ülkelerinin, günümüzde doğa ile en çok barışık olan, sürdürülebilir, akılcı şekilde enerji kaynaklarını kullanmaya en çok yatkın olan, sosyal adaleti en gelişmiş ülkeler (Norveç, İsveç, Danimarka aklıma geliyor) olması çok olasıdır. Bugün bu ülkeler çeşitli fedakarlıklarla hem rekabetçi olup, hem de tüketim toplumu olarak kalmamaya çalışıyorlar ve geleceğin şartlarına uyum sağlayacak birikimi elde ediyorlar, kültürü oluşturuyorlar. Gayri Safi Milli Hasıla’ya bakılarak Çin gibi bir ülkenin yön vericiliğinden bahsetmek anlamsız olur. Eğer gelecek lineer olarak bilinebilseydi bankaların raporları büyük sapmalar göstermezdi. Çin’in liderlik için donanımı ve birikimi var mı, dikkate almamız gerekiyor.

Beklenen değişime ayak uydurmak için neler yapmamız gerektiğini düşünüyorsun?

Gökhan: Doğaya ve insanlara bakış açımız, kullanmaya, çıkar elde etmeye ve bu çıkarı en yüksek seviyede elde etmeye odaklı olduğu sürece bilim ve teknoloji de bir yenilik ve dönüşüm vaat etmiyor. En temel bakış açılarımızı nasıl değiştirebiliriz, niye aslında istemediğimiz şeyleri yapmaya devam ediyoruz, korkuyu nasıl yenebiliriz, neden bu kadar çalışıyoruz, niye azınlıklığın çıkarlarına hizmet etmekte bu kadar hevesliyiz? gibi sorular sormakla başlayabiliriz.

Sistem bireyleri apayrı ve yardımlaşamaz şekilde kimlik kazanacak şekilde programlıyor. Mesela başkasının şirketinde kariyer yapmak için binbir zorluk çeken sayısız insan var, ama aynı özveriyi ortaklaşa bir şeyler yaratmak için bir grup içerisinde gösteremiyoruz. Oysa bir grubun yaratıcı gücü, bireyin kat kat üstünde olabilir. Ayrıca grup ideali, şirketin karlılık dinamiği, hantal ve bürokratik yapısından özgürleşme olasılığı barındırır.

Kova Pluto fikirler üzerine uzmanlaşmış mikro grupların gücünü göstereceği bir dönem çağrıştırıyor. Grupları efektif ve dinamik bir şekilde organize edebilmenin kurallarını çözenler 20-30 sene sonrasının efsane kişileri olacaklar. Bir örnek: Instagram Facebook tarafından 1 milyar dolara satın alındığında 13 çalışanı vardı. Büyük şirketler dönemi kapanacak değil, sadece gruplar öne çıkacak, parlayacak.. Büyük bir şirketin yaptığı israf ve veriminin düşüklüğü üzerine epey bir yazılmış çizilmiş olsa gerek.

Emin Çapa, 3D yazıcıların gelecekte üretim biçimini tamamen değiştirebileceği üzerinde konuşuyor. Örneğin bir yazarın kitabını düşünelim, kitap üzerinde en çok kim kar sahibidir? Yazar veya yayınevi akla ilk geliyor ama bildiğim kadarıyla en çok kazanan dağıtımcıdır. Bir çok ihtiyacımızı evde 3D olarak basabildikten sonra, gücün ağırlık merkezinin fikir sahiplerine doğru kayması beklenmez mi?

Madalyonun hep bir de diğer tarafı var, Kova veya hava elementi vurgusunda doğanın hor görülmesi konusunda ilerleme sağlanamaması olasılığı da var. Bu çağ akla ve bilgiye obsesif olup, duyguları geri plana atacağından sistemin temel çelişkisini çözebilecek bir gelişim ortaya çıkmayabilir. Artan mekanikleşme insan ruhunu daraltacağından, çeşitli psikolojik hastalıklarda bir artıştan da bahsedilebilir.

Kristin: Aklıma Gandhi’nin bir sözü geldi; “İnsanlığa inancını kaybetmemelisin. İnsanlık bir okyanustur; sırf birkaç damlası kirlendi diye, okyanus da kirlenmez.”

Gökhan: Gandhi epey iyimser insanlık konusunda. Aldous Huxley, 1958’de yazdığı “Cesur Yeni Dünya’yı Ziyaret” kitabında, “kolayca bahse girilebilir ki 20 sene sonra az gelişmiş ve yüksek nüfusa sahip ülkelerin çoğu bir çeşit totaliter rejim ile yönetilecektir.” diye bir iddiada bulunmuştu. Onu en çok tedirgin eden şey, bilim ve teknolojinin insanları kontrol etmek için kullanılma olasılığının çok yüksek olmasıydı. Kova Plüto döneminin (2025-2040) gölge tarafı da teknolojinin olumsuz kullanımı olacak. Günümüzde Huxley’in çekincelerinin bir çoğu gerçekleşti. Örneğin, olumsuz şartlar yüzünden depresyona girenlerin sayısı arttığında, depresyon ilaçlarına yönlendirilmeleri sayesinde “kariyer”lerine devam etmelerinin sağlanması.

Böylece bir sorun çıktığında sistemin değil, insanların sorumlu tutulmaları ve sorunlu parçanın değiştirilmesinin kimseyi rahatsız etmemesinin normalleştirilmesi. Propaganda ve beyin yıkama yöntemlerinin piyasa araştırmaları ile “bilimsel” hale gelmesi. Medyanın birkaç şirket tarafından parsellenmiş olmasına değinmeye bile gerek görmüyorum. Siyasetçilerin focus group araştırmaları ile, söyleyeceklerinin sonuçlarını önceden öngörebilmeleri, böylece vitrinde beklenilen şekilde görünülüp arka planda kendi ajandalarını sürdürmeleri. Günümüzün ve önümüzdeki on senenin problemlerini tanımlar gibi görünse de, güçlenen devletlerin, sosyal gruplara güçlerini teslim etmeleri de kolay olmayacaktır. İnsanlar daha bilgili olsalar bile, bilgi kirliliği yüzünden onları aldatmanın daha komplike yönleri icat edilebilir.

Kristin: Plüton/Neptün birleşimi, Ay Uranüs ve Mars Satürn karşıtlıklarıyla doğmuş bir yazarın, korkunun ve başkaldırının dinamiklerine odaklanarak, çarpıcı teoriler ortaya atması şaşırtıcı değil. Ancak Plüton Kova’da iken Huxley’in de Güneş’ine karşıt konuma gelecek. Benim hala umudum var.

Gökhan: Peki ülkemizin yakın dönemde bizi bekleyen gelişmelerine bakarsak, ‘okyanusun suları’ nasıl görünüyor?

Kristin: Türkiye’de pek çok kişi okyanusun sularını bir hayli bulanık görüyor.

Satürn, 2012 sonbaharından itibaren, Akrep burcuna ilerleyerek, Türkiye haritasının 5. evinde bulunan gezegenlerini, Güneş, Venüs ve Jüpiter’i etkilemeye başladı. Hem 5. ev yaşam sevincimizi ve genç nesili temsil ettiğinden, hem de Satürn Güneş kavuşumu baskı ve engeller demek olduğu için, geçen seneden beri şüphesiz kontrol edemediğimiz pek çok etki nedeniyle depresyondayız. Çoğu kişi için pek umutlu olduğumuz söylenemez.

Plüton’un Oğlak geçişi göz önüne alındığında, 2008 Türkiye için de önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı senenin, yönetimle ilgili krizlerin ortaya çıktığı, siyasetin de yön değiştirdiği, her konuda kökten değişmeye başladığımız evre olduğunu düşünüyorum. Zira Türkiye, tarihinde ilk defa Plüton’u, natal Plüton’unun (Yengeçte) karşısında ağırlamaya başladı. Aynı açı cezalandırılmak anlamına geliyor. Yani 2008’den beri, Türkiye bir nevi geçmişteki hatalarının kefaretini ödeme evresine girdi diyebiliriz.

Aslında herkesin merak ettiği tek soru var; Ne zaman düze çıkacağız?

Bana kalırsa 2018’den önce toparlanmamız zor görünüyor. Çünkü 2014 Aralık’tan itibaren Yay burcuna ilerleyecek Satürn ve Jüpiter’in Aslan burcunda egoist bir liderin sinyallerini veriyor olması, Başağa geçen Jüpiter’in Satürn’le karesi, Satürn Neptün karesi düşündürücü.

Türkiye’nin en temel sorunu astrolojik açıdan ne olarak görülebilir?

Kristin: Türkiye’nin var olan en büyük sorununun ve dolayısıyla en derin yarasının, tarafsız haberi ve bilgiyi,  yaygınlaştırmaktaki yetersizliği olduğunu düşünüyorum. İktidarlar, gerçek bilginin insanlara karşı önemli bir sorumluluk olduğunu göz önüne almıyor ve onu bir güç olgusu olarak kullanarak, olayları ve dolayısıyla tarihi manipüle ediyorlar. Geçmişten bugüne taşıdığımız “bilgi sorumsuzluğunun” gelecekte de başımıza dert olacağını düşünüyorum. Türkiye haritasında yer alan Terazi’deki Merkür ve Satürn birleşimi, medyayı ve bilgiyi temsil eden 3. evin Aslan’da, yöneticisi Güneş’in Akrep’teki yerleşimi bu anlamda oldukça manidardır; özgür düşünce ve ifademizin kısıtlanması ve saklanan gerçeklerin, bir anlamda kaderimizi tayin ettiği anlamına gelmektedir.

Gökhan: Eğitim şart. Türkiye’nin haritası bir ülke için olabilecek zor haritalardan birisi.. Akrep’in iyi yönünü açığa çıkarmasını engelleyen, negatif sayılabilecek göstergelerin ağır bastığı bir harita. Gereğinden fazla gizli saklı işleyişe işaret eden bir yapısı var. Olumlu olarak su elementinde nadir olabilecek bir büyük üçgen, devrim ve savaş ile kendini yeniden var etmiş bir milletin imzasını taşıyor. Gençlere çok büyük vurgu var, adeta ülkenin hazinesi gibi ama bu hazine 5.ev intercepted olduğu için, gerek Pluto geri harekette, gerek Ay 12.evde, gerek Mars zararlı bir konumda olduğu için potansiyel olarak kalıyor, açığa çıkamıyor. Bu büyük potansiyel kendini doğal yollardan ortaya koyamıyor, nihayetinde de kendine zararlı bir şeye hizmet etmeye çok müsait. Maalesef haritada halk da vizyondan yoksun görünüyor. Eğer halkımızdaki yüzeysel bilgiye yatkınlık olmasaydı, daha araştırmacı, şüpheci olunabilseydi, her şey çok farklı olabilirdi. Bu çağda bilginin kontrolü bir bahane olmamalı çünkü.

Peki sen ne dersin Gökhan? Satürn Yay döneminden beklentilerin nedir? Bundan sonra neler olabileceği ile ilgili bir yol haritan var mı?

a) Satürn Yay (2014 Aralık – 2017 Aralık tarihleri arasında)

b) Satürn Neptün karesi

Satürn Yay dönemi, rejimi kendi inançları doğrultusunda değiştirmek isteyenleri göz önüne çıkarabilme ihtimaline karşılık, sadece inançla ön plana çıkanların cezalandırıldığı anlamına da gelebilir. (Madalyonun iki yüzü) Satürn Yay bir haritada şüpheci veya tipik bir bilimci/akademisyen olabileceği gibi, başka bir haritada oldukça sofu veya inançları için her şeyi yapabilecek bir çılgın olabilir. Satürn Yay ünlülerinden seçmece örnekler: Lenin, Darwin, Eski İran başkanı Ahmedinejad, Gandhi, Noam Chomsky, Usame bin Ladin.

Satürn Yay psikolojik olarak inançsız biri olmaya çok yatkındır, bunun sebebi hayat felsefesinde somut verileri temel alması, duyguları karıştırmaması ve sonuç olarak da kötümser sonuçlara varması ile ilgili sayılabilir. “Tanrı’ya inansa bile Tanrı’ya güvenmeyen” kişilikler Satürn Yay’ı anlatabilir. Hayatlarını takdiri ilahiye bırakmadıkları için iyi birer şirket yöneticisi olabilirler. Ne de olsa piyasanın kuralları onlara yabancı değildir, genişlemeden korksalar da genişleme potansiyelini hesap edebilirler. Yukarıda örneğini verdiğim birbiri ile alakasız kişiliklerin ortak noktası belki de doğru bildikleri yolda asla taviz vermemiş yapılarıdır. Satürn şekil veren bir kap gibidir, kabın şeklidir, içine ne koyduğunuzla ilgilenmez.

Kristin: Demek bu defa Satürn düşüncelerimiz ve inançlarımız için kap ya da bir kalıp görevi görecek desene. Verdiğin örneklerde Gandhi’yi ve Bin Ladin’i bir arada görünce, aklıma Yay burcunun sembolü geldi. Yay takımyıldızı, antik Mezopotamya kültüründe de, gergin bir yayı tutan sentor (Centaur) formunda resmedilmiştir. Bir yüzü ileriye, diğer yüzü geriye doğru bakan bir başı vardır.  Yay burcunun diğer ismi Okçu (Archer) ‘dır. Sümerlerde “asker” olarak isimlendirilmiştir.

Yay, insanlığın evriminde, doğanın ilkel prensiplerinden bağımsızlaşmayı ve ruhen gelişmeye başladığımız aşamayı temsil eder. İnsanoğlunun fiziksel tutkularını açıkladığı gibi, manevi varoluşunu da simgeler. Yunan mitolojisinde genelde sentorlara, maceraperest, gözükara, kavgacı, medeniyetsiz tutumlar atfedildiği gibi, Chiron gibi bilge ve şifacı sentorlara da rastlanır.

Yay takımyıldızı, eski Mezopotamya’da Mars’la özdeştirilmiş, “savaşın güçlü ve dev kralı” olarak isimlendirilmiştir. Sümer’de, Nergal’in koruması altında olduğuna rivayet edilmiştir. Daha sonra gelen astroloji kaynaklarında, Yay burcu, agresif ve pervasız niteliklerinden bir hayli arındırılmış olsa da, Yay’da yer alan bazı gezegen kombinasyonlarının -ortaçağ astroloji referanslarından yola çıkarak- “tehlike ve tehdit” göstergesi sayılabileceğini gözden kaçırmamakta fayda vardır. Yay burcunu Jüpiter ve Mars birleşimi gibi algılamak gerekir.

Felsefi düşünce ve cehaletin acımasızlığı Yay burcunda kesişirler; Dolayısıyla, Yay burcu son derece kültürlü ve bilge olabileceği gibi, olumsuz etkiler altında, taşkın duyguları ve kör inançlarıyla cahilleri de simgeleyebilir. Satürn’ün Yay’da yer alması ikinci olasılığı daha çok vurguluyor sanki.

Gökhan: Satürn Yay döneminde inanç konusuyla ilgili derslere de hazırlıklı olmak gerek. Yay İkizler karşıtlığının temel çelişkisi bilgi ile inancın nasıl birleştirilebileceğidir. Bu iki kavram karşıtlıktır, biri varken diğeri yoktur. Problemi iki ucu birbirinden ayırarak çözme isteği, karşıtlığın birbirine bağlı diyalektiğini göz ardı eder. Eğer somut bilgi ile çeliştiğinde inancımızdan vazgeçemiyorsak, sonuçlara vardığımız ön kabulleri spiral bir ilerleyişte olduğu gibi geri dönüp gözden geçirmiyorsak bilimsel metodu kullanıyor olsak bile kendimizi kandırmaya başlamışız demektir; aklı yok sayıyorsak, sorgulamayı unuttuysak yine kendimizi kandırmaya başladık demektir. Eğer akıl ve sezgiler arasında sağlıklı bir ilişki mümkünse ilerleyebiliriz. Şüphe şüphesiz gereklidir ancak inanç kadar olumlu bir duygu değildir. İnanç belirsizlik içinde bir seçimdir, herkes seçim yapar bu yüzden nasıl inandığımız neye inandığımızdan daha önemlidir. İnanç huzur verir, şüphe ise tedirginlik. Yine de hakikatin arayışında olanlar -hakikat bir ütopya olsa bile- sorgulamayı asla bırakmazlar.

Bir de Yay’ın akademi boyutu var. Bu dönemde akademinin geleceği için ne düşünüyorsun?

Kristin: Yay yüksek eğitim ve üniversiteleri temsil ederken, Satürn devlet demek. Akla, devlete bağlı eğitim kurumları ve çalışanları kapsamında yasa tasarıları geliyor. Açık fikirli eğitmenler ve akademisyenler üzerindeki baskı artabilir. Üniversite sınavlarıyla ilgili sorunlar, gecikmeler, değişiklikler olabilir. Önerisi yapıldığı şekilde, dershaneler kapatılabilir. İnsanların iş sahibi olmaları yönünde teknik okullar açılabilir. Üniversite harçları artabilir ya da eğitim hayatına devam etmek isteyen öğrenciler için ekstra zorluklar çıkabilir. Hatta ve hatta üniversitelerde bazı sosyal ve sanatsal bölümlerin kapatılma ihtimali de düşünülebilir. Genel olarak Satürn Yay evresinde 2 senelik yüksek okullara rağbetin artabileceğini, çıraklık eğitimlerinin, şirketlere bağlı kariyer odaklı okulların yaygınlaşacağını düşünüyorum. Satürn Yay burcunda her ne kadar eğitim ve hukuk alanlarında olumsuz kabul edilse de, iş dünyası odaklı yapılarla ilgili bulunur. Bu durum da senin devlet kapitalizmiyle ilgili öngörünü desteklemekte.

Yay burcunun yüksek eğitim, felsefe, din, adalet ve hukukla olduğu kadar, terör faaliyetleriyle de ilgisi olabiliyor. Bu konudaki fikirlerini merak ediyorum.

Gökhan: Satürn Yay’ın kişiler üzerinden nasıl tezahür ettiğini anladığımızda, gelecek için elde pusulamız olur. Satürn Yay döneminde insanlar para veya pul değil, inançları için mücadele edecekler, inançlar yoluyla hakimiyet mücadelesi vereceklerdir. Bu sebeple bu dönemde inançların/felsefelerin üzerine kozların paylaşılacak olması beklenmelidir. Dinlere, ibadet yerlerine açıkça saldırılar gündeme gelebilir. İnançlar üzerinde çeşitli yasalar ve sınırlamalar ortaya konabilir. Yine bu dönemde fundamentalist terör artabilir. Önceki Satürn Yay dönemi [1986-1989] yılları arasındadır. Örneğin türban yasağı, Satürn Yay’da iken (1987) tekrar yürürlüğe girmiştir. El Kaide bir önceki Satürn Yay döneminin sonlarına doğru, 1988’de kurulmuştur. Hamas’ın kuruluş yılı ise 1987’dir.

Kristin: Satürn Yay aynı zamanda yeni ortaya çıkacak dini otoriteler demek de olabilir. Örneğin Vatikan kurulduğunda da Satürn Yay burcundadır.

Gökhan: Çok dikkat çekici bir bulgu. Peki fundamentalist terörün psikolojisini nasıl açıklayabiliriz? O kadar yabancı ki, anlamak çok zor. İnanç konusunda herkesten daha fazla sıkıntı yaşamak, eğer bir şeylere inanıyor ise, o inandığı şeylerin doğru olmaması olasılığı kadar korkutucu bir şey olmaması gerekiyor. “Her şeyi yaratan ve düzenleyen bir yaratıcı var hatta cehennem diye de bir yer var, ama ne olur ne olmaz, belki orada yer kalmayabilir, en iyisi ben “onlar” için dünyayı cehenneme çevireyim.” Tabii bu psikolojiyi anlaşılır kılan bir açıklama bulunamıyor. Terörün aslında hegemonya sağlamak için devletlerin kullandığı bir silah olduğunu gerçeği var.

Kristin: Yay burcunun temsil ettiği din ve hukuk prensipleri, yani aynı zamanda kitleleri kontrol etmeye yarayan araçlar. Bu araçlar, Satürn’ün eline geçeceği için, siyasi ve ahlaki esinlenmelerden yola çıkılarak yapılan yeni düzenlemeler, özgürlük, özgünlük ve anlayış vaat etmeyebilirler. Yay tolerans demekse, Satürn toleranssızlıktır. Düşünceler ya siyah ya da beyazdır. Özgürlüğe saygı vardır ama sadece otoritelerin belirlediği kurallar içerisinde. Satürn yay anlamsız dayatmalar ve saçma baskılar altında yaşanılan bir inanç krizi ortamı da olabilir.

Gökhan: Yay daha önce bahsini açtığımız gibi, liberalizm, serbest piyasa ekonomisine ve globalleşmeye de işaret eder. İroniktir ki, kapitalist sistem kendini Sovyetler’den koruyabilmek için yeşil kuşak projesini devreye sokmuştur. İnançlarından kimsenin taviz vermesine izin vermeyecek ama aslında neye inandıkları hiç de belli olmayan savaşçılar ordusu.  ABD’nin -bazen dolaylı da olsa- yarattığı yapılardan ona karşı yeni düşmanlar ortaya çıkmıştır. Örneğin Sovyet-Afgan savaşı 1979-1988 arasında, Uranüs/Satürn Yay geçişi ise 1982-1988 arasındadır. Plüto’nun Yay’dan geçişi sırasında (1996-2009) bu yeni yapılar [örn: Taliban: 1995-2001] son derece büyümüş ve kutuplaşmıştır, ABD’nin yükselen Yay’a sahip olduğunu hatırlarsak, onu da tehdit eder hale gelmesi sürpriz değildir.

Yine bu Yay burcundan geçişler sırasında ekonomik anlamda, Keynesyen, devletin piyasayayı düzenlemesini öngören model terk edilmiş, dünya neo-liberalizmin yükselişine şahit olmuştur. Bu dönemde dünya genelinde sol hükümetlerin yerini liberal sağcı iktidarlar almıştır. (1980-1990 Reagan, Thatcher, Özal) Serbest rekabet, özelleştirme, globalleşme, yabancı sermaye kelimeleri sıkça telaffuz edilmeye başlanmıştır.

Tabii bu 1980-2010 arasındaki dönemi büyük ölçüde Satürn Yay’a bağlamak doğru olmaz. Bütünleyen bir çok önemli gelişme var, örneğin (1982 Satürn Plüto birleşmesi, 1989 Oğlak’ta Satürn Neptün birleşmesi, sovyetlerin dağılması, 1980 Terazi’de Jüpiter Satürn birleşmesi (dikkat!), 2000 Boğa’da Jüpiter Satürn birleşmesi).

Ekonomide bugün geldiğimiz noktada, neo-liberalizmin ve küreselleşmenin insanlığın sorunlarını çözmesi bir yana dursun, ekonomik dengesizlikleri körüklediği görüldü. Ekonomi yolundayken devletin müdahalede bulunmasının en büyük felaket olduğunu savunanlar, işler arap saçına döndüğünde, “devlet gelsin bizi kurtarsın” kolaycılığına başvurdular. 2008 ABD bankacılık krizinden sonra en gözü kapalı okur-yazar insan bile, neo-liberalizmin aslında ekonomik bir model değil, politik bir ideoloji olduğunu anladı.

Plüto Oğlak ile birlikte gelen bir Satürn Yay devresinin, daha fazla genişleme değil, güçlü devletlerin çıkarlarına hizmet eden, güçlü devletler arasında ticareti kolaylaştıran, diğer devletler için sınırlamalar getiren anlaşmalar evresi olması daha olası. Piyasa güçlerinin bu denli çuvallaması, siyasetçilerin ve devletin ellerini güçlendirdiğinden, onları kuklalıktan yöneticiliğe terfi ettirecek bir karşı salınıma yol açacak gibi görünüyor. Piyasanın çuvallamasını kendi konumlarını güçlendirme amacıyla da kullanacaklardır. Çok yakın geleceği belirleyecek model, devlet kapitalizmi veya karın tamamen siyasi ilişkiler tarafından belirlendiği bir kapitalizm olabilir.. Türkiye’deki son gelişmelere bakınca bu trendin rüzgarına kapıldığımızı anlıyoruz. Dünya’da da bir çeşit tek adamlar furyası çok dikkat çekiyor. Bu da aslında 2008’de Plüto’nun Oğlak’a geçmesini takip eden 2020’lere kadar olan dilimin temel yorumu ile son derece örtüşüyor. Devletlerin dönüşümü, işlemeyen devlet sistemlerinin yıkımı, bazı devletlerin de büyüyerek gücü kendi ellerinde toplamaları.

Kristin: Hızlandırılmış bir ekonomi ve siyaset dersi gibi oldu, ufkumuzu açtın Gökhan : ). Ülkemizde neo-libarizme zerre kafa yormamış, hatta hiç dövize yatırım yapmamış insanlar bile borsayla ilgili haberlerle hop oturup hop kalkıyorlar. Yakın dönemde dolar yükselmeye devam eder mi? Nelere yatırım yapmak akıllıca olur?

Gökhan: 2014’de riskli görülebilecek bir kaç ay öne çıkıyor fakat büyük resme baktığımızda ekonomik kriz olasılığı 2015’in ikinci yarısından sonra çok artıyor. Bir şeye yatırımdan öte önümüzdeki zorlu bir sürecin yönetimini nasıl yapabileceğimize odaklanmalıyız. Bugünlerde zorlanmayacak olan insanlar 2-3 sene önceden aynı zamanda bugünleri öngörebilen kişiler. Artık süreçten karlı çıkacak pozisyon almak için biraz geç. Bu zorlu sürecin planını 2015’in ikinci yarısında esas olarak belirtileri gösterecek şekilde 2017’nin Ağustos’una, 2018’e kadar sürecek şekilde yapmalıyız. 2015’in ikinci yarısına kadar mutlaka bir rahatlama periyodu olacaktır. Bu periyodu eski alışkanlıklarımıza dönmek, her şey çok güzel olacak demek yerine, koşullara uygun hareket etmekle değerlendirebiliriz. Eğer hareket alanımız kaldıysa tabii!

Bugünlerde çok konuşulan senaryolardan biri: FED faizleri artırmaya başladığında, gelişmekte olan ülkelerin piyasalarından çıkışlar devam eder. Buna karşın ABD ekonomisi yavaşlamaya başlar. Faizler yükseldiği için Türkiye yurt dışından finansman bulmakta zorlanır, iç piyasaya yöneldiğinde kuru dengelemek daha da zorlaşır. Merhaba devalüasyon.

Kristin: Ülkemizde yakın gelecekte neler olabileceğini düşünüyorsun? Bu zor dönemde ne tarz gerginlikler oluşabilir?

Gökhan: Türkiye için 2014’de aşağıdaki grafiğin kısmen aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum. İki tane çok dikkat çeken gergin aralık bulunuyor, Şubat – Mart ortası ve Ekim gibi.. Burada Uranüs, Gezi olaylarının olduğu derecede bulunacak. Bu yüzden erken seçime gidilse bile Kasım’a kadar gerginliğin çözülmemesi, halkın özgürlük ve adalet talepleri ile başkaldırması yüksek olasılıktır.

 

Kristin: Özgün grafiklerini seviyorum. Daha evvel grafiklerden yola çıkarak yaptığın son derece isabetli ve şaşırtıcı tahminler geliyor aklıma.

Benzer süreçler içerisinde benzer beklentilerimizin olduğunu görüyorum. Genel tespitlerimi yıllara göre değerlendirirsem;

2014

Her ne kadar yakın dönem gökyüzü seyrine odaklanmaktan hoşlanmasam da – nedeni yakın gelecekte iyimser bir gidişat görememem olabilir – 2014 Nisan, Haziran, Eylül ve Aralık aylarını Türkiye açısından tehlikeli buluyorum. İnsanların moralini bozan pek çok olay, bu tarihlerde meydana gelebilir. Yönetim giderek güç kaybetse de, 2014 yılında geri adım atması zor görünüyor.

Jüpiter 2014 Temmuz’unda Aslan’a geçtiğinde, Türkiye’nin 3. eviyle buluşacak. Temmuz’dan itibaren medyanın başlıca konularını, eğitim, Anayasa Mahkemesi, Avrupa Birliği ve hukukla ilgili yasaları kapsayan gelişmeler oluşturabilir. 2014 Aralık ayı bilhassa önemli bir dönüm noktası; Hem Uranüs ve Plüton arasındaki partil kare yinelenecek, hem de Satürn Yay burcundaki hareketine başlayacak. Dönüşümümüzü sağlayacak bir diğer krizin gündeme geleceği aşikar. Ancak bu süreçten itibaren, yönetimin, ülke sorunlarına alışılagelen dediğim dedik yaklaşımı, aleyhine bir seyir izleyebilir.

2015

2015 boyunca, şu anda ABD de dahil olmak üzere, halka baskı rejimi uygulayan, otorite ve güç sahibi olan kişileri büyük sınavların beklediğini düşünüyorum. Savaşın ve terörün sıklıkla telaffuz edildiği bir yıl geçirebiliriz. Türkiye için bilhassa 2015 Mart, Mayıs, Eylül sonu ve Aralık süreçleri zorlu.Yılın ikinci yarısında, Jüpiter zararlı olduğu Başak burcuna geçerek, Yay’daki Satürn’ü daha da vurgulu hale getirebilir. Maalesef sadece siyasetin değil, çatışmaların da sahne aldığı bir ortama tanık olabiliriz.

2015 Ekim – 2016

2016’da, Mayıs – Eylül arası, Ekim ve Kasım ayları vurgulu. 2015 Ekim’den itibaren, 2016’yı da kapsayan 1 sene içerisinde, halkın bir bölümü, destekledikleri kişi ve taraftarı oldukları idealler konusunda, kayıplarla yüzleşebilir, hayal kırıklığına uğrayabilir. Yargıdan kaçan suçluların yakalanması, hapishaneler ve mahkumlarla ilgili gelişmelere tanık olabiliriz.

2020’ye kadar her şeyin düzgün gittiği bir 2-3 sene görebiliyor musun?

Kristin: 2016’nın Aralık ayında, Satürn ve Uranüs arasında üçgen açı oluşacak ve 2017 boyunca da etkisini sürdürecektir.  2016 sonundan itibaren, halkın hak ve özgürlük talepleriyle uzlaşan bir yönetimin sinyallerini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Adım adım sakinleşeceğiz.  2017 Nisan’ı yasalarla yeniden bir yapılanma evresi yaşayabiliriz. Yıl sonunda ise, Satürn Oğlak burcuna geçip, Jüpiter Akrep burcundan, Balık’taki Neptün’e üçgen yaptığında, toparlanmamızı sağlayarak, gayret ve umutla devam etmemiz için itici güç olacaktır.

Uzun vadede ise, 2026 – 2028 yılları arasında oluşacak Uranüs ve Plüton üçgeni de ilgi çekici. Türkiye bu açı altında kurulmuştu. Aynı etkiyle, varolan düzenin kökten bir dönüşümü söz konusu olabilir. 2025’te Neptün Koç burcuyla buluşacağı için, irade özgürlüğü ve mücadele ruhunu vurguluyor.

Son Olarak…

Genelde geleceğin belirsizliğine odaklanmak, gündemde olan negatif şartlar göz önüne alındığında, moral bozucu olabilir. Şu an varolan karamsarlığa aldanmadan önce, daha uzak ufukları gözleyerek, bir birey ve en önemlisi insan olmanın sorumluluklarını üstlenmemiz gerekiyor. Ne de olsa, dünya tarihi düşünüldüğünde, yaşadığımız çağ, hayatın kıyısı boyunca uzanan okyanustaki bir kum tanesinden ibaret değil midir?

Öyleyse, Plüton ve Uranüs karesini temsil eden bir diğer dönemin vizyoneri, William Blake’in dizelerini hatırlamakta fayda var;

Bir Kum Tanesinde Dünyayı Görmek

Ve Bir Yaban Çiçeğinde Cenneti

Sonsuzluğu Avuç İçine Sığdırmak

Ve Bir Saate Ebediyeti

Kristin Demirci & Gökhan Yu – Ocak 2014

Yorumlar