Ay Takibi: Lunatik Nöbet Çizelgesi ve Ruhsal Kostüm Değişimleri

Ruhsal Kostüm Değişimleri

LUNATİK
NÖBET ÇİZELGESİ

Ay’ın Manik Depresif Döngüsü

Gökyüzünün en hızlı, en dönek ve dürüst konuşalım, en “drama queen” başrol oyuncusu tartışmasız Ay’dır. Dünya etrafındaki o yirmi sekiz günlük turunu tamamlarken, sadece burçlar arasında değil, kendi ışığı ve gölgesi arasında da bir git-gel yaşar. Satürn’ün bitmeyen vergi denetimleri ya da Plüton’un balyozla girdiği yıkım ekipleri hayatınızın iklimidir, mevsimi belirler. Ama Ay? Ay, o gün yanınıza şemsiye alıp almayacağınızı, hatta o şemsiyeyi birinin kafasında kırıp kırmayacağınızı belirleyen anlık hava durumudur. Hayatınızda majör bir kriz olmasa bile, sırf Ay’ın ters bir açısı yüzünden sabah kahvenizi klavyeye dökmüş, trafikte hiç tanımadığınız birine soprano tonunda bağırmış ya da durduk yere on yıl önceki sevgilinizin profiline bakarken yakalanmış olabilirsiniz. Ay takibi, büyük felaketlerden kaçmak için değil, gündelik akıl sağlığını muhafaza etmek için elzem bir hayatta kalma kitidir.

Çoğu zaman “yeni başlangıçlar, niyet tohumları” diye pembe kurdelelerle paketlenen Yeniay evresi, aslında Ay’ın tamamen karanlıkta kaldığı, yüzünü bizden ve ışıktan sakladığı o tekinsiz “Karanlık Ay” fazıdır. Işık yoksa, şuur da tatile çıkmıştır. O evrede üzerine çöken o sebepsiz melankolinin, yataktan “bugün aboneliğimi iptal ediyorum” diyerek çıkmama isteğinin sebebi işte bu kozmik elektrik kesintisidir. Dolunay’da içindeki kurt adamı zincirlerinden boşaltan gökyüzü, Yeniay’da seni zifiri bir mağaraya kapatır.

Mesele sadece Ay’ın hangi burçta olduğu değil, ne kadar ışık saçtığıdır; pil bitmişse, kumanda çalışmaz.

Ancak hikâye sadece ışığın sönmesi ve parlamasıyla bitmez; bir de o meşhur “Sondördün” fazı vardır ki, genelde halının altına süpürülür. Oysa Sondördün, kozmik bir çöp çıkarma günüdür. Dolunay’da şişen egoların, patlayan duyguların ve verilen o iddialı sözlerin faturasının ödendiği “varoluşsal akşamdan kalma” halidir. Işık azalırken, bilinçte bir kriz yaşanır; işe yaramayanı, çürüyeni, artık sana hizmet etmeyeni kesip atman gerekir. Eğer Yeniay tohum ekmekse, Sondördün o tarladaki ayrık otlarını acımasızca yolmaktır. Genelde en çok direnç gösterdiğimiz, “belki düzelir” diye kuru toprağı kamçıladığımız zamanlar bu evreye denk gelir.

Bırakmayı bilmeyenler için Sondördün, gökyüzünün zorla elinizdekini çekip aldığı bir haciz memuruna dönüşür.

Bu ışık oyunlarının yanında, Ay’ın bir de iflah olmaz bir “metot oyuncusu” olma huyu vardır. Zodyak çemberini turlarken her burçta ortalama iki buçuk gün konaklar ve her girdiği odada o burcun kostümünü giyer, aksanını taklit eder. Bizler de bu kozmik tiyatronun figüranları olarak, durmaksızın değişen bu dekora ayak uydurmaya çalışırız. Salı günü Ay Koç’tayken dünyayı fethedecek bir Amazon ya da Viking gibi hissederken, Perşembe günü Ay Boğa’ya geçtiğinde tek derdiniz “akşama ne yesem de ruhumu doyursam” olabilir. Bir bakmışsınız öfke barut fıçısı gibisiniz, iki gün sonra üzerinize Tibet rahiplerini kıskandıracak, uyuşuklukla karışık bir sükûnet çökmüş.

Eminim astrolojiyle şöyle bir dirsek teması olan pek çoğunuz, “Ay Boğa burcunda, keyif zamanı” minvalindeki o genel geçer, “kopyala-yapıştır” ve artık tadı kaçmış, bayatlamış ekmek kıvamındaki yorumlara denk geliyorsunuzdur. Oysa o yorumlar, gökyüzünün genel atmosfer basıncıdır; sizin şahsi meteorolojiniz değil. İşte tam burada devreye “Lunar Return” yani sizin şahsi “Kişisel Yeniay” haritanız girer. Her ay, doğduğunuz andaki Ay derecesine gökyüzündeki Ay tekrar geldiğinde, size özel bir aylık fragman yayınlanır.

Gökyüzünde kıyamet koparken sizin Lunar Return haritanızda Ay, keyifli bir evdeyse, dışarıdaki fırtınayı camın arkasından izleyen kediler gibi huzurlu olabilirsiniz. Ya da tam tersi, herkes bahar şenliğindeyken siz kendi kişisel kışınızı yaşıyor olabilirsiniz. Genel yorumlar “herkese yağan yağmuru” anlatır, Lunar Return ise “senin evinin çatısı akıyor mu” onu söyler.

Beklentiniz VIP hizmet ise, o genel yorumları bir kenara bırakıp kendi hayatınızın laboratuvarına girmeniz, önlüğünüzü giyip mikroskobun başına geçmeniz gerekir. Elinize bir defter, bir kalem alıp Ay’ı bir dedektif titizliğiyle takip ederek; hangi burca, hangi faza girdiğinde ruhunuzun, bedeninizin ve hatta iştahınızın nasıl tepki verdiğini kaydettiğinizde kendi veri tabanınızı oluşturursunuz. Kaos sandığınız o duygusal dalgalanmaların aslında şaşmaz bir matematiksel döngü olduğunu, hatta Ay’ın “Boşlukta” olduğu o kozmik araf zamanlarında hiçbir işin yürümediğini, attığınız mailin spam’e düştüğünü, o an alınan kararların suya yazılan yazıdan farksız olduğunu tecrübe ederek görürsünüz.

Astrolojinin mutfağına girdiğim ilk yıllarda kendi haritamı kobay masasına yatırarak bu şifreyi çözdüm. Haritamdaki Güneş Yengeç olduğu için, Ay ne zaman Zodyak’ın o disiplin abidesi Oğlak burcuna geçse benim için ayın en “nemrut” günleri başlar. Telefonlar susmaz, herkes gergin uyanır, sanki evren benim sabrımı test etmek için fazla mesai yapar.

Yıllar içinde bu döngüyü lehimde kullanmayı öğrendim; Oğlak Ay’ında sosyalleşip insanlara çatacağıma, kapanıp o bitmeyen, sürüncemede kalan angarya işleri hallediyorum. Ancak Ay ne zaman Yay burcuna geçse, içimdeki o neşeli, fütursuz ve bavulunu alıp gitmeye hazır çocuk uyanır, dost meclisleri kurulur. Ta ki Ay, Yay’ın o kritik derecelerine gelene kadar… O eşikte büyü bozulur, balkabağına dönüşmemek için Sindirella misali koşa koşa evime, güvenli alanıma dönerim. Çünkü bilirim ki o dereceden sonra parti bitmiştir.

Danışanlarımdan da sayısız örnek dökebilirim ortaya. Mesela Ay burcu Akrep olan, normalde krizi fırsata çeviren, sezgileri radar gibi çalışan o güçlü kadının, transit Ay ne zaman Akrep burcuna gelse dünyanın en kimsesiz, en mağdur insanına dönüşüp beni araması asla tesadüf değildir. Aslında boğulan o değildir, sadece gökyüzü ona kendi karanlık gölgesini yansıtıyordur ama o bunun o anki mutlak gerçekliği olduğunu sanır. Benzer şekilde çok yakın evli bir çift arkadaşımın, her ay Ay Koç burcundayken –o dürtüsel savaşçı enerji sağ olsun– mutlaka incir çekirdeğini doldurmayacak, saçma sapan bir sebepten birbirlerine girmeleri, tabak çanak seslerinin yükselmesi de takvimin bir cilvesidir.

Velhasıl, kendinizi bir yapboz gibi tekrar tekrar keşfetmek, ne zaman gaza basıp ne zaman el frenini çekeceğinizi bilmek istiyorsanız laboratuvarınıza girin ve kendi notlarınızı alın.

Kendi kullanma kılavuzunuzu yazdığınızda, gökyüzü başınıza yıkılacakmış gibi hissettiğiniz o karanlık Yeniay günlerinde, krizli Sondördün hesaplaşmalarında ya da anlamsız boşluk saatlerinde bile, bunun kalıcı bir felaket değil, sadece geçici bir elektrik kesintisi olduğunu bilmenin huzurunu yaşarsınız.

Unutmayın, delirmiyorsunuz, sadece ağır bir Ay transiti alıyorsunuz; ama yine de Ay Balık’tayken o üçüncü kadehi devirip eski sevgilinize “özledim” yazarsanız suçu Ay’a atmayın, o tamamen sizin şahsi kerizliğinizdir, kozmosun da bir onuru var.

“Ben Takip Edemem, Sen Anlat” Diyenlere

İçinizdeki o konforuna düşkün, tembel ses; “Kristin, şahane anlatmışsın ama benim başımı kaşıyacak vaktim yok, bu çetrefilli hesapları benim yerime sen tutsan?” diyorsa… Yani; “Paramı vereyim, benim yerime sen dertlen, sen hesapla” diyebilecek kadar vizyon sahibiyseniz, randevu takvimim orada duruyor. İster aylık Lunar Return analizleri, ister yıllık stratejiler ve öngörüler için danışmanlık prosedürü aynı. Beklerim, zira Unutmayın; önceden bilinen kriz, kriz değil stratejidir.