Ab-ı Hayat mı,
Yoksa Duygu Bataklığı mı?
“Yüzme bilmiyorsanız, bu kıyılardan uzak durun.”
Derin duygular, derin iç çekişler, derin sularda boğulmalar… “Derinlik” kavramı, su burçlarının (Yengeç, Akrep, Balık) hem en büyük hediyesi hem de en tehlikeli silahıdır. Onlar sakin bir göl gibi görünebilirler ama diplerinde nelerin çürüdüğünü, hangi batık gemilerin saklandığını asla bilemezsiniz. Zihnin mantıkla, toprağın maddeyle, ateşin eylemle kurduğu ilişkiyi; onlar “sezgi” dediğimiz o tekinsiz radarla kurarlar. Bu yüzden bir su burcuyla tartışmak, sisli bir havada hayalet avlamaya benzer; neyi vurduğunuzu bilemezsiniz ama o sizi nerenizden yaralayacağını ezbere bilir.
Yengeç: Geçmişin Bekçisi
Su elementinin “öncü” hali olan Yengeç, suyun akışkan ve (güya) arındırıcı yüzüdür. Ancak bu akışkanlık sizi yanıltmasın; Yengeç hafızası, evrenin kara kutusudur. 20 yıl önce ona yan baktığınız o anı, bugün taze bir “trip” olarak önünüze koyabilir. O, dünyanın bütün kötülüklerinden korunmak için sert bir kabuğun altına saklanan yumuşak bir dokudur. Sizi besler, büyütür, şefkatiyle boğar ve sonra da “ben senin için saçımı süpürge ettim” diyerek duygusal faturanızı keser. Yengeç, nehrin denize kavuşması değil, o nehrin bir barajda toplanıp beklemesidir.
Akrep: Buz Tutmuş Cehennem
Eğer Yengeç nehirse, Akrep o nehrin buz tutmuş halidir; sabittir, keskindir ve dokunanı yakar. Suyun “katı” hali olarak, dışarıdan hiçbir şey sızdırmaz ama içeride bir volkan kaynar. Akrep, hayatta kalma içgüdüsünün ete kemiğe bürünmüş halidir. Gözyaşlarını dışarı değil, içine akıtır ve o tuzlu su zamanla bir zehre, sonra da bir güce dönüşür. Onun derinliği romantik bir şiir değil, bir suç mahalli incelemesidir. Sizin maskenizin altındakini görür, en karanlık sırrınızı sizden önce bilir ve bunu bir koz olarak değil, bir hayatta kalma garantisi olarak saklar.
Balık: Okyanusun Sisi
Ve Balık… Suyun gaza, buhara, sise dönüşmüş hali. O ne nehirdir ne de buz; o, her yerdedir ve hiçbir yerdedir. Gerçeklik onun için sadece sıkıcı bir öneridir. Balık, yaşam denen o kaotik belirsizlikte yolunu bulmaya çalışan insanın inancı, umudu ve bazen de en büyük yanılgısıdır. Sınırları yoktur; sizin acınız onun acısı, sizin neşeniz onun neşesi olur. Bu empati yeteneği onu muazzam bir şifacı yapabileceği gibi, kişiliksiz bir aynaya da dönüştürebilir. Dünyanın bütün kirini, pasını sünger gibi emer ve sonra “neden bu kadar yorgunum” diye sorar.
Şekilsizliğin Gücü
Su burçlarının en büyük hilesi “şekilsiz” olmalarıdır. Bulundukları kaba, konuştukları insana, girdikleri ortama göre şekil alırlar. Bu bir uyum yeteneği midir, yoksa bir karakter eksikliği mi? Tartışılır. Ancak şu kesindir: Onlar evrenin en iyi çözücüleridir. Sert kayaları (oğlakları), inatçı metalleri (boğaları) ve hırçın ateşleri (koçları) zamanla aşındırır, eritir ve kendilerine benzetirler. Suya vuramazsınız, suyu kıramazsınız; sadece içine batarsınız.
Onlar birer aynadır. Eğer bir su burcu size “kötü” davranıyorsa, dönüp kendinize bakmanız gerekir; çünkü o muhtemelen sadece sizin yansımanızı size geri gönderiyordur. Sufilerin dediği gibi; “Su, yerde kirlenir ama bulutta arınır.” Su insanları da kirlenir, bulanır, sizi de bulandırır ama eninde sonunda buharlaşıp o kirlerden kurtulmanın bir yolunu bulurlar. Siz ise o çamurla baş başa kalırsınız.
Özetle: Herkesin içinde yağmura doymayı bekleyen bir çöl vardır ve su burçları o çölü ya vahaya çevirir ya da sel felaketine.










