Su Burçları – Yengeç, Akrep Ve Balık

AB – I HAYAT

Derin duygular, derin iç çekişler, derin sularda yüzmek, derin düşüncelere dalmak… Derinlikle ilgili herşey suyun doğasını tasvir eder.

Yengeç, Akrep Balık su grubundan burçlardır. Onlar bir okyanus gibidir; İçlerine dalmadan ne kadar derin olduklarını, diplerinde ne kadar hayret verici mucizeler barındırdıklarını anlayamazsınız. Tanımlanamayan duygu ve düşüncelerin saklandığı bilinçaltı da okyanusun derinliklerine benzetilir. Su burçları yoğun duyguların insanlarıdır. Bu nedenle yaşam yolunda aldıkları yaralar zodyakın diğer üyelerine nazaran daha “derindir”.

Su burçlarından Yengeç suyun sıvı hali gibi akışkan ve arındırıcıdır. Akrebin katı hali dünyanın bütün çirkinliklerinden kendini korumak için oluşturduğu bir kalkandır. Gözyaşlarını daha çok içine doğru akıtır. Balık hava ve suyun birlikteliğidir. Suyla başlayan hayatın nefesle son bulmasını temsil eder. Yaşam denen belirsizlikte yolunu bulmaya çalışan insanın inancı ve umududur Balık.

Akışkan, şekilsiz, ele avuca sığmayan su burçları bulundukları her ortama, iletişimde oldukları her insana göre şekillenebilirler. Her koşula ayak uydururlar. Yatağının eğimleri boyunca hangi yöne akacağını bilen bir nehir gibi davranırlar. Yüzme bilen ve kendilerine eşlik etmek isteyen herkesi sarıp sarmalar, yüklerini azaltırlar. İçinde bulundukları herşeyin şeklini ve rengini alabilseler de, özlerini asla kaybetmezler. Suyun en bilinen ve en önemli özelliği çözücü olmasıdır. Su burçları evrenin sırlarına sezgilerini kullanarak ulaşırlar. Bilgiyi tıpkı bir kristalmişçesine 7 renkte yansıtabilir, sentezleyebilirler. Oysa su burçlarını çözmeye çalışanlar boşuna uğraşırlar!

Yengeç, Akrep ve Balık su gibi yön tarifine ihtiyaç duymadan dünyanın damarlarında akarlarken, sızdıkları her yürekte izlerini bırakırlar. Kimisini ferahlatır, kimisini boğar, kimisini aşındırırlar. Ama bir şekilde mutlaka izleri kalır… Oysa suya iz bırakılmaz, ancak içine karışılır… Su insanları temas ettikleri herşeyden bir şeyler taşıyarak yollarına devam ederler. O tuhaf, anlaşılmaz bilgeliklerinin sebebi budur.

Su ışığı emerek içinde hapseden bir ayna gibidir. Bu yüzden su insanları karşılarındaki kişiye rahatlıkla ayna tutarlar. Sevgi görüyorlarsa sevgiyi, öfke görüyorlarsa öfkeyi yansıtırlar. Yüreklerinin ve zihinlerinin suları zaman zaman bulanır ama yeniden arınmayı bilirler.

Su, ateş gibi gösterişli bir biçimde göğe yükselmek yerine hep aşağıya doğru akar. Derler ki tevazusu yüzünden yaratıcı suya buharlaşıp gökyüzüne karışma şansı da vermiştir. Sufiler su için “yerde kirlenen, bulutta arınan” derler. Su burçlarının merhametleri engindir. Kendilerini bulandıran, kirleten kişileri eninde sonunda yine affederler. Dalgalanıp durulurlar. Ama insanın acılarına ve dipsiz yaralarına öyle tanıdıktırlar ki hiçbir dostun kucağı onların ki kadar yumuşak ve şefkatli değildir.

Yüreğin toprakları bazen aşkın ve şehvetin yakıcı güneşine maruz kalır. Bu yüzdendir ki herkesin içinde yağmura doymayı bekleyen bir çöl vardır. Gözyaşlarını, teri ve denizleri besleyen işte bu çöllerin tuzlarıdır.

İnsan sevmeye cesaret ettiği herşeyi iyileştirebilir. Gerçek şifa derinlere doğru akan bir ırmak kadar mütevazi olmak, alazlanan bir alev gibi cesaretle göğe yükselebilmek, bir çiçeğin köklerindeki aydınlığı farkedebilmektir. Yürek suyun, ateşin, toprağın ve havanın muammasıdır.

Yorumlar