Aslan burcunda Venüs Retrosu : “Kraliçenin Düşüşü, Kalbin Nekromansı ve Lüksün Bedeli”

Venüs Retrosu

“Kraliçenin Düşüşü, Kalbin Nekromansı ve Lüksün Bedeli”

Venüs, ortalama her 18 ayda bir, 40 gün ve 40 gece süren o meşhur “yeraltı yolculuğuna” çıkar. Başak burcunun o titiz, memnuniyetsiz ve eleştirel koridorlarından başlayıp, Aslan burcunun o görkemli, egolu ve “benim dediğim olacak” diyen taht odasına doğru geri geri yürüyen bir Tanrıça hayal edin. Bu süreç, sadece eski sevgililerin hortlaması değil, değer duygumuzun hem madden hem de manen, adeta bir kuyumcu terazisinde, milim milim tartılmasıdır. “Acaba bana ne kadar değer veriyor?” sorusunun alt metni aslında “Ben kendime ne kadar paha biçiyorum?” krizidir. Sahip olduklarımızı başkalarıyla kıyasladığımız, vitrindeki mankenin üzerindeki kıyafetin bizde neden öyle durmadığını sorguladığımız, sevme yetimize hangi kibirli prensiplerimizin ket vurduğunu keşfettiğimiz, biraz acılı ama oldukça öğretici bir sınavdayız.

Kraliyet Skandalı: Regulus ile Kavuşum

Venüs, Aslan burcunda gerilerken gökyüzünün “Kraliyet Yıldızı” Regulus ile tehlikeli bir tangoya girişir. Mitolojide bu, “Kraliçenin Düşüşü”nü simgeler. Güçlü kadınların, ünlülerin veya “ulaşılmaz” görünen ikonların itibar kaybettiği, skandalların patladığı ve “gurur” yüzünden imparatorlukların (veya evliliklerin) yıkıldığı dönemdir. Ego, aşkın en büyük katilidir.

Kalbin Nekromansı: Zombi Aşklar

Aşkın, eşitliğin ve zevklerin tanrıçası Venüs’ün diğer yüzünde; savaş, sabotaj ve tehlikeli tutkular yer alır. Venüs’ün gölgesinde geçireceğimiz bu 40 gün boyunca, içimizdeki o küçük şeytan, dengemizi bozmak için fazla mesai yapacaktır. İlk aşkımız, beklediğimiz ama asla dönmeyen o hayırsızlar, yarım kalmış ve hesabı ödenmemiş bütün hikayeler, bir “Nekromansi” (Ölü Çağırma) ayini gibi yeniden gündeme gelir. Ancak unutmayın; mezardan çıkan hiçbir şey eskisi gibi kokmaz.

Geçmişte yaşanmış ve “closure” (kapanış) yapılmamış bir aşk ya da dostluk ilişkisinde hissettiklerimiz, şu andaki sağlıklı ilişkilerimize bir virüs gibi bulaşabilir. Geçmişteki davranışlarımız, hatalarımız ve o “gençlik başımda duman” hallerimizle yüzleşmek zorundayız. Venüs Retro’suyla birlikte yeni bir ilişkiye adım atmak, Titanik’e bilet almak gibidir; başta çok lüks ve romantik görünür ama sonu buzlu sudur. Evlilikler ve nişanlar için de gökyüzü “biraz bekle” der. Çünkü şu an “Tanrı” ilan ettiğiniz o kişi, Eylül geldiğinde gözünüze bir “şeytan” gibi görünebilir.

Mitolojik Dipnot: İnanna’nın 7 Kapısı

Venüs Retrosu, Sümer tanrıçası İnanna’nın yeraltına kız kardeşi Ereşkigal’i görmeye gidişinin hikayesidir. İnanna, yeraltına inerken geçtiği 7 kapının her birinde, üzerindeki bir mücevheri veya kıyafeti (egosunu, statüsünü, süsünü) bırakmak zorunda kalır. Çırılçıplak ve savunmasız kalana kadar soyulur. Biz de bu dönemde egomuzdan, kibrimizden ve sahte değerlerimizden soyunuruz.

Botoks Faciası ve Nostaljik Kahve

Venüs retrosu, estetik operasyonların, finansal yatırımların ve “evi baştan aşağı yenileme” krizlerinin en büyük düşmanıdır. Saç rengini radikal bir kararla değiştirmek, pahalı ve lüks alışverişler yapmak, sonu hüsranla biten “Botched” (hatalı estetik) programlarına malzeme olmanıza neden olabilir. Retro Venüs etkisiyle büyülenerek, bir servet ödeyip satın aldığınız o “muhteşem” antika koltuk, retro bittikten sonra gözünüze bit pazarından çıkmış bir çöp gibi görünebilir. Objelerin değer duygusunda bir illüzyon yaşanır; satıcılar çakıl taşını elmas fiyatına satabilirler.

Ancak bu dönem, nostaljik zevkler ve “anneanne usulü” lezzetler için harikadır. Yeni ve pahalı bir kahve makinesi almak yerine, el değirmeniyle kahve öğütmek, plak dinlemek veya eski fotoğrafları düzenlemek ruhunuza iyi gelir. Tüketim çılgınlığı yerine, üretim ve onarım (Kintsugi sanatı gibi) ön plana çıkmalıdır.

Retro Venüs’ün dersleri acı şuruplar gibidir; içmesi zordur ama iyileştirir. Önümüzdeki günlerde, hiçbir aşkın Instagram filtresi kadar mükemmel olmadığını, ama kusurları (Başak) sevgiyle (Aslan) kabul etme becerisinin gerçek aşkın işareti olduğunu idrak edeceğiz. Umarım bu evrenin sonunda her birimiz, kendimizle olan o zedelenmiş “öz değer” ilişkimizi yenilemeyi başarır ve tüm hatalarımıza, tüm o “keşke yapmasaydım”larımıza rağmen sevilmeye layık olduğumuzu fark edebiliriz.

Cesaret ve umutla…

İlk kez HThayat’ta yayınlanmıştır.