Valentin Bahane, Sevgi Şahane

 

 

Zamana ve yaşama anlamlar yüklemek önemlidir, gönül ister ki hiçbir anımız anlamsız geçmesin. Bir sevgiliyi anımsattığı kadar, sevgilisizliği de hatırlatabilen bir gün olmasından dolayı sevgililer günü, haftalar öncesinde bazılarımızın midesine kramplar girmesine neden olabilmekte. Kimisi için de sevdiğiyle öpüşmeyi, sevişmeyi, barışmayı bahane edeceği gün. Uzaktan seven, henüz kalbini karşısındakine açmamış kişi için umut ve heyecan dolu bir bekleyiş, sevdasını dile getirmek için bir fırsat.

Nereden çıktı bu sevgililer günü derseniz; Efsaneye göre Roma İmparatoru II. Claudius güçlü bir orduya sahip olmak istemiş. Ancak erkeklerin çoğunluğu askerlik için gönüllü olmamışlar. Bunun üzerine Claudius erkeklerin savaşmak yerine evde oturup eşlerinin ve çocuklarının yanlarında kalmak istediklerini farketmiş ve çözüm olarak bütün evlilikleri yasaklamış. Böylece Aynştayn Cladius, erkeklerin kadınlara ilgisini kaybedeceğini ve savaşa odaklanabileceklerini düşünmüş.

Ancak Aziz Valentin ismindeki rahibin vicdanı böyle bir yasağı uygulamaya elvermemiş ve  sevgilileri gizlice evlendirmeye devam etmiş. İmparator bu durumdan haberdar olmuş ve Valentin’i hapsederek ölüme mahkum etmiş. Ölümünden sonra her 14 Şubat günü ,Aziz Valentin’in anısını ve aşıklar için yaptığı fedakarlıkları canlı tutmak için sevgililer günü kutlanır olmuş.

Pagan inancına göre ise 13 – 15 Şubat arasındaki günler, dişiliği ve evliliği sembolize eden tanrıça Juno’ya ve Tanrı Pan’a atfedilen Lupercalia isminde bir festival zamanına denk gelmektedir. Panayır havasında geçen festival boyunca genç erkekler ve genç kızlar muhtemelen birbirleriyle tanışmak ve kaynaşmak için festivali bahane ediyorlardı.

Astrolojide 14 Şubat günü kova burcuna denk gelmektedir. Klasik anlamda romantik olarak adlandırmakta en fazla zorluk çekeceğim burç herhalde kova. Zira Kova, ‘’bir insana’’ değil, ‘’büyük insanlığa’’ tutku duymak hevesindedir. Kova’nın sevgi tanımı tam anlamıyla 60’ların çiçek çocuklarını akla getirir. Sevmenin özgür bırakmak olduğuna yürekten inanır. Bu yüzden ancak kendisini özgür bırakacak kadar saygılı ve kendinden menkul davranabilen insanlara bağlanır.

Kova, sevilen kişiyi kendi standartlarına göre belirlemeye değil, onu olduğu gibi kabul etmeye inanır. Özgün ve hesapsız duygulara kıymet verir. Almak için değil, verebileceğimiz için vermekten ve kendi tercihlerimize sahip çıktığımız kadar, karşımızdakinin ihtiyaç ve tercihlerini de özenle dinleyip, değerlendirmekten, sevgide kaybolmaktan değil, kendimiz gibi davranabildiğimiz gibi bir sevgiyi yaşamaktan söz eder.

Kova dini söylencelerin, geleneklerin, tüm öğretilmiş, öğrenilmiş sınırların ve ayrımların ötesinde bir sevgiyi temsil eder. Evliliğin ya da cinsel farklılıkların aşkı tanımlamasına ihtiyaç duymaz. 14 Şubat Astrolojik olarak “hudutsuz aşkın, kardeşliğin ve evrenselliğin” simgesidir. Valentin’in Cladius’a başkaldırısıdır kova!

14 Şubat’ı astrolojik olarak incelersek; Öncelikle, kalbimizde aşk ateşini ve sahiplenme arzusunu tutuşturan şeylerin simgesi olan Venüs’e bakmakta yarar var. Venüs bu aralar Oğlak burcunda seyrediyor. Ancak fizikselliğin ve aksiyonun ustası Koç yöneticisi Mars da mekan tuttuğu burç terazide, Güneş’e üçgen açı yaparken Retro hareketine hazırlanıyor. Retro Merkür’ün de diretmesiyle, geçmişte yaşadığımız ilişkilerdeki tutumlarımızı ve hatalarımızı gözden geçiriyor, kıyaslamalar yapıyoruz. Dünden bugüne taşınıyor büyülü aşk hikayeleri. İlişkilerimizde hem süreklilik aradığımız, hem de sözümüzün ardından yürüyememekten dolayı yaşadığımız sorunların sonuçlarına katlandığımız, beklentilerimizi ve bizden beklenenleri sorguladığımız bir dönem. Aynı zamanda kıymet bilmenin ve kıymet verdiklerimize kendimizi dolaysız biçimde açıklamanın zamanı. 14 Şubat günü Ay Aslanda, dolunay fazında… Bağlılık ve bağımsızlık ihtiyacımız üzerine çekişeceğimiz için, ilişkilerimizde önemli bir dönemece gelebiliriz.. Jüpiter’in Uranüs ile kare açı halinde olmasına ne demeli? Sevdiklerimizden Beklenmedik açıklamalar da duyabilir miyiz?

Venüs ve Jüpiter arasındaki karşıtlık, harcamalarda ifrata kaçmak konusunda bizi uyarmakta! Peki, sevgiyi sembolik sunumların çok ötesine geçen nesnelerle eşitlemek, biraz da sevgiden uzak gelmiyor mu size… Sonuçta gerçek ihtiyacımız şişmiş egolar değil, samimi bir sevgidir.

Siz iyisi mi, sevdiklerinize gönlünüzün güzelliğinden birşeyler verin. Samimi, abartısız ama gerçek! Fazla beklenti içine girmek yerine, az ama öz olup, içtenlikle yapılan jestlerin kıymetini bilin.

Her sevgi ilişkisinin kendine özgü olduğunu, sevginin kendisine “yüce” bir takım anlamlar yüklenmesine ihtiyaç duymadığını hatırlayın. Sevgi kalplerimizi birbirimize ve hayatın kendisine yapıştıran tutkaldır. Sevgilisinden uzak olup hasret çekenin de, aşkına karşılık bulamayanın ya da yasak aşk yaşayanın da sevgisi, yalın “sevgidir”. Başkalarının tanımları, eleştirileri sevginin zenginliğinden ne azaltır ne de onu köreltebilir. Ama unutulmamalıdır ki sevgi zincirlenemez, çıkarlara hizmet etmez, sahiplenilemez, herkestir ama kimseye ait değildir. Sevmeyi açık yüreklilikle arzulayan herkes sevecek birilerini bulabilir. O “biricik sevgilim” dediğiniz kişi, uğruna hayatınızı adadığınız evladınız, babanız, anneniz, kardeşiniz olabilir. Yaşamınıza beklenmedik bir anda giren bir yabancı ise size, sevginin “birlikte geçirilen zamanla” ölçülmeyeceğini gösterebilir.

Hepsinden önce insan o özlemle aradığı “bütünlük” duygusunu kendi içinde yakalamalıdır. Kendini tanımayan ve kendisini sevmeyi bilmeyen bir insanın başkasına da verecek samimi bir sevgisi olmaz. Sevgililer gününde yaşantınızda sizi tamamlayan biri yoksa yalnız olmaktan da korkmayın. Sınırsız göğe bakıp sadece sevmeyi arzu edin. Nasılsa zamanı geldiğinde ya bir yıldız olduğunuzu keşfedeceksiniz ya da uzak yıldızların birinde yaşayan biri çağrınızı duyacak.

 

Sevgiyle

Yorumlar