Sonbahar Ekinoksu – Terazi Evresi

“HOŞGELDİN HÜZÜNLÜ GÜZEL ÇOCUK”

Sonbahar Ekinoksu – 22/23 Eylül

Işık hayattır ve yeryüzündeki her yaşam formu ışıkla şekillenir. Işıktan nasibimiz dünyanın güneş etrafındaki döngüsü boyunca aldığı konuma göre değişir. Bu döngü çok genel olarak mevsimlere göre ayrıştırılmıştır. Mevsimlerin hepsi birbirinin tetikleyicisi ve bütünleyenidir. Bir nakarat gibi süregelirler… Bahar yazı öngörür, Sonbahar kışı…

Dört önemli bir sayıdır dünyamız için. Numerolojide dört somutlaşmış enerjinin yani yer’in simgesidir. Dört mevsim vardır bizim algılayabildiğimiz evrende ve dört temel element. İnsan ömrü de doğum, gençlik, olgunluk ve yaşlılık olmak üzere dört biyolojik evreye bölünür.

Mevsimsel Astroloji olarak da tanımlayabileceğimiz Tropik Astroloji doğanın bu sistemli işleyişinden yola çıkarak, insanoğlunun yaşama verdiği tepkileri açıklamaya çalışır.

Sonbahar, Güneş’in Terazi burcuna geçmesiyle başlar. Gün ve gece bahar ekinoksunda olduğu gibi eşitlenir. Günler kısalmaya, geceler uzamaya başlayacaktır. Kış için gereken araç gereçler temin edilir, planlar yapılır. Yalnız olanlar içleri titreyerek kara kışı hayal ederler ve bir partnerin eksikliğini yoğun olarak hissederler. Antik kültürlerin pek çoğu hasat zamanını temsil eden sonbahar ekinoksunda, kışın karanlık günlerinde talihin yanlarında olması ve kötü ruhları kovmak için adaklar adadıkları festivaller gerçekleştirmişlerdir.

Mevsimsel Zodyakı kullanan kişi için “Yeniyıl” , 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan geceye değil, 21 – 22 Mart gününe rastlar. Gecelerin kısalarak gün ile eşitlendiği, Güneş’in Koç burcunun ilk derecesine ulaştığı zaman baharın habercisidir. Sonbahar ekinoksu Koç’un ilk derecesinin tam zıttıdır. Astrolojide ekinoks haritaları incelenerek 6’şar aylık süreçler ya da Güneş’in öncü burçlara ilerlemeye başladığı zamanların haritaları temel alınarak 3’er aylık evreler için öngörülerde bulunabiliriz.

Güneş’i ruhumuzun merkezine alıp sayısız rengin keyfine özgürce vardığımız yazın ardından sonbahar bir sabah habersizce çalar kapımızı. Rüzgarda salınan bir yaprak gibi kışın ilk ürpertisini duyumsarız tenlerimizde. Esen rüzgarda aranan, özlenen gizemli bir şeyler vardır. Güz zamanı tabiatın ihtişamlı final sahnesidir. Doğa bir anda görünmez bir ateşle tutuşmaya başlar. Arkalarında özgürlüğün hayallerini ve anılarını bırakan kuşlar daha sıcak iklimlere göç ederler. Günlerin artık kısalacak olmasıyla içimizi bir terkedilmişlik hissi kaplar. Hüznün can yoldaşı Sonbaharda her şey içindeki saklı dinginliği ve şiirselliği yansıtır. Toprak ana Gaia bile kendi baş yapıtını görünce gözyaşlarını tutamaz, günler boyu ağlar.

Ağaçlar, çiçekler, türlü türlü bitkiler makyajlarını silip gösterişli kıyafetlerini soyunurken, bir ayrılık duygusu kaplar yüreğimizi. Ölümü değil de, yaşamın tadına doyamadığımız gösterisini hatırladığımız için hüzünleniriz.

Nostaljik bir o kadar da tarifsiz hüzünlerine rağmen hazan hiç de ayrılık mevsimi gibi gelmez bana. Daha çok birleşmeyi, altında birbirine sıkıca sarıldığın battaniyeleri, üşüyüp parmaklarımı doladığım çay fincanlarını anımsatır. Başka yerlere varması gereken Güneş’i bir tren istasyonunda uğurladığımı düşünürüm. Tekrar buluşmanın sözünü vererek veda etmektedir bana…

Herkes doğduğu mevsimin niteliklerini yansıtır. Aynı nedenle Terazi evresini simgeleyen Sonbahar Venüs’ün hem yazı hem kışı aldatan aynasıdır. Yunan mitolojisindeki Persephone’u anımsatır. Persephone’un Adonis’in kollarından ayrılıp, yer altına, Hades’e dönme zamanıdır. Persephone’un iki aşığından en çok hangisini sevdiği ise muammadır.

Karanlık erkenden çökse de kışın geldiğini bir türlü kabullenmek istemeyiz. Paltoları kaldırdığımız yerden çıkarmayı hep erteleriz. Üşüsek de pencereler hala açıktır. İliklerimize kadar ısınamayacak olmanın endişesiyle içe döner, yaz boyunca unuttuğumuz yalnızlığı anımsarız. Yalnız yataklar kadar hüzünlü gelmez hiçbir şey. Belki bu yüzdendir Sonbaharın hüznün olduğu kadar, aşkın da mevsimi olması.

Terazi burcu yıl boyunca bir o yana bir bu yana devrilen yelkenimizi doğrultma, skalamızı dengeleme zamanıdır. Günahıyla sevabıyla geçen koskoca bir yılın hasat zamanı gelmiştir. İyisiyle kötüsüyle, kazancımızla, kaybımızla yüzleşip yeni bir sayfayı çevirme vaktidir. Gitmekse gitmek, kalkmaksa kalmaktır hazan. Terazi burcu ufukta görünen çetin bir kışın içsel hazırlığıdır. Ruhsal dengemizi ve dinginliğimizi sağlamadan, alınması gereken kararları uygulamadan yeterince hazır sayılmayacağımızı akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Davetsiz misafir kışın aksine hazan, insanın özüne en yakın mevsimdir. Şarabın, şiirin, ellerini cebine iliştirip yağmurda yürümenin, üşüdüğünde sığınak aramanın mevsimidir. En çok bu mevsimde “gitmeleri” gelir insanın. Sanki rivayete göre sevilenler uzak bir ülkedeymiş gibi…

“Nereye gidersen git kendinsin, içinde varsa güneş güler geçersin” diyerek kalmaya karar verdim. Günle gecenin eşitlendiği, umut ve neşe vaat eden gökyüzünün altında, sevgilimin elinden tutup dünya evinin eşiğinden geçeceğim.

Aynı battaniye altında kocamak dileğiyle…

Yorumlar