Wolfgang Amadeus Mozart
“Zamanının Ötesindeki Deha, Pudralı Punk ve Ebedi Çocuk”
Mozart, müzik tarihinin gördüğü ilk “Freelance” isyankardır. Yüzyıllar boyunca sarayların kadrolu hizmetçisi muamelesi gören, efendileri ne isterse onu besteleyen “memur müzisyen” kalıbını yırtıp atan, peruklu kafaların arasına el bombası gibi düşen ilk kişidir. Haritasındaki o güçlü, o elektrik yüklü Uranüs yerleşimi, onun sadece notaları değil, sosyal sınıfları da birbirine karıştıracağının garantisiydi. Gezegenlerin Kova burcunda ve özellikle “Sahne ve Yaratıcılık” evi olan 5. evde toplanması tesadüf değildir; o, özgürlük ve bireysellik bayrağını piyano tuşlarına dikmek için gelmişti. Eksantrik, idealist, cüretkâr ve Batı Müziğinin en üretken fabrikasıydı. Yay burcundaki 4. ev Ay’ı, Plüton ile o tehlikeli dansı (kavuşum) yaparken, ruhunun derinliklerinde hem büyük bir sezgi hem de aileden gelen travmatik bir baskı taşıyordu.
Baba Değil, Sahne Canavarı: Leopold
Mozart’ın babası Leopold, tam bir Akrep arketipiydi: Kontrolcü, manipülatif ve hırslı. Oğlu 3 yaşında harikalar yaratmaya başladığında, Leopold onu bir evlat olarak değil, “Tanrı’nın bir lütfu” ve daha da önemlisi “Nakit Para Makinesi” olarak gördü. Avrupa’nın tüm saraylarında küçük Mozart’ı bir sirk hayvanı gibi sergiledi. Gözleri bağlı piyano çaldırdı, üzerine örtü örterek tuşları görmeden besteler yaptırdı. Mozart’ın çocukluğu çalınmış, yerine alkışlar ve hastalıklarla dolu bir bavul bırakılmıştı. Satürn (Baba) ile Güneş (Benlik) kavuşumu, babasının onun üzerindeki gölgesinin ölene kadar kalkmadığını, hatta Mozart’ın o meşhur “büyüyememe” sendromunun sebebinin bu baskı olduğunu gösterir.
Turne Yollarında Çürüyen Bir Çocukluk
Henüz 6 yaşındayken, Balık burcundaki Progress Ay’ı 7. eve (kamuoyu) geçtiğinde, Mozart artık bir “Klavye Tanrısı” ilan edilmişti. Ancak bu şöhretin bedeli ağırdı. Başak yükseleni ve 6. evdeki (sağlık) Uranüs vurgusu, onun hassas bünyesini sürekli tehdit ediyordu. Avrupa’nın hijyenden bihaber, soğuk ve sarsıntılı at arabalarında geçen yılları, ona çiçek hastalığından kızıla kadar her türlü mikrobu hediye etti. Babası Leopold, kendi hazırladığı gizemli “Kara Toz” (Black Powder) ilaçlarıyla oğlunu ayakta tutmaya çalışsa da, aslında Mozart’ın o erken ve trajik ölümünün tohumları bu yollarda atılmıştı. O, sahnede parlayan bir yıldızdı ama perde arkasında sürekli hasta, sürekli yorgun ve sürekli babasının gözüne girmeye çalışan bir çocuktu.
Mozart’ın “Pis” Sırrı: Skatolojik Mizah
Tarih kitapları bunu pek yazmaz ama Mozart’ın Kova’daki Merkür’ü ve Uranüs etkisi, ona sadece müzikal deha değil, aynı zamanda şok edici derecede tuhaf bir mizah anlayışı da vermişti. Mozart, “Skatolojik” (Dışkısal) mizahtan, yani tuvalet şakalarından büyük zevk alırdı. Kuzeni Bazzle’a yazdığı mektuplar, dışkı, gaz çıkarma ve popo şakalarıyla doludur. Hatta “Leck mich im Arsch” (Kıçımı Yala) adında, sözleri tamamen müstehcen olan bir kanon bile bestelemiştir. Bu, onun dehasının “çocuksu ve sınır tanımaz” tarafının, saray adabına çektiği en büyük naniktir. O, melek yüzlü bir dahiydi ama ağzı bir liman işçisi kadar bozuktu.
Dahi mi, Deli mi? Kova ve Balık Dansı
Mozart’ın haritası, bir “Superstar”ın anatomisidir. Merkür (Zihin) Kova’da (Deha) ve Güneş ile kavuşumda; bu ona bilgiyi bir sünger gibi emme yeteneği veriyordu. Vatikan’da sadece yılda bir kez çalınan ve notalarının dışarı çıkarılması yasak olan “Miserere” eserini sadece bir kez dinleyip, hafızasından notaya dökmesi, bu Merkür-Neptün (Görsel Hafıza) etkileşiminin mucizesidir. Normalde aforoz edilmesi gerekirken, Papa bile bu deha karşısında şapka çıkarmıştır.
Ancak her deha gibi onun da “sosyal uyumsuzlukları” vardı. Kova etkisi onu asilzadelerin dünyasında bir “Uzaylı” gibi hissettiriyordu. Arkadaşlarına karşı cömert, şapşal ve komikti; parayı savurur, geri ödenmeyeceğini bildiği halde borç verirdi. Ancak müzikten anlamayan aristokratlara karşı tahammülsüzdü. Onların sığ zevkleri, Mozart’ın karmaşık ve derin müziğine hakaretti. “Figaro’nun Düğünü” veya “Don Giovanni” gibi eserlerinde, soylularla dalga geçmesi, ahlaksızlığı ve cinselliği işlemesi, onun aslında dönemin “Punk Rock”çısı olduğunun kanıtıdır.
Altın Kafesten Kaçış ve Trajik Final
25 yaşında, transit Uranüs (Özgürlük) onun 10. evinden (Kariyer/Otorite) geçerken, Mozart hayatının en büyük isyanını başlattı. Salzburg Başpiskoposu Colloredo’nun suratına (mecazen ve belki de gerçekten) kapıyı çarptı. “Kıçına tekmeyi yiyerek” kovulduğu rivayet edilir ama bu tekme onu Viyana’nın özgür sanat ortamına fırlattı. Babasının boyunduruğundan kurtuldu, Constanze ile (babasının onayı olmadan) evlendi ve ilk kez “kendi için” yaşamaya başladı.
Constanze, Mozart’ın tablolarında resmedildiği gibi “basit bir kadın” değildi; o, Mozart’ın çılgın enerjisini dengeleyen, cinsel uyum yakaladığı (Venüs-Mars açıları ateşliydi) ve ona ilham veren bir Oğlak kadınıydı. Mozart’ın ona yazdığı mektuplar, tutkunun ve erotizmin belgesidir. Ancak Viyana pahalıydı, Mozart lükse düşkündü (kıyafetlere servet harcardı) ve Neptünlüler gibi parayı yönetme konusunda berbattı. Sonunda, 35 yaşında, gizemli bir hastalık, belki böbrek yetmezliği, belki de rakiplerinin (Salieri efsanesi) lanetiyle aramızdan ayrıldı. Müzik tarihinin en büyük hazinesi, isimsiz bir toplu mezara, kireç kuyusuna atıldı.
Mozart, Uranüs’ün keşfinden sadece 25 yıl önce doğmuş, Aydınlanma Çağı’nın ve Masonik ideallerin (Sihirli Flüt operası tam bir Masonik ritüeldir) vücut bulmuş haliydi. O, gökyüzündeki melodileri duyup yeryüzüne indiren bir aracıydı. Mezarı kayıp olsa da, bıraktığı miras, insanlık var oldukça yankılanmaya devam edecek. Çünkü o, notalarla Tanrı’yı güldüren tek insandı.
Requiem aeternam…
Kaynak: The Astrological Saga of Wolfgang Amadeus Mozart by Shelley Jordan










