ÖDENMEMİŞ BEDELLERİN
TAHSİLATI
30 Haziran gecesinin ilk saatlerinde gökyüzü, yılın en kalabalık haftalarından birinin perdesini açıyor ve tam ortada bir Oğlak dolunayı dikiliyor. Siz ufuktaki Jüpiter Aslan transitinin o yaldızlı, şampanyalı havuz partileri için payetli kombin hazırlıyor olabilirsiniz ama temmuzun ilk üç haftası büyük büyük dedenin temsilcisine sarılıp ağladığın küresel bir aile dizimi seansına benziyor.
Oğlaktaki bu dolunay, astroloji jargonunun o bitmek bilmez “kariyerime mi odaklansam yoksa evimin iç huzuruna mı?” diye geveleyip duran ılık varoluşsal muhabbetlerine sıkışmış sıradan bir dolunay değil. Karşımızda kapıya dayanmış, ödenmemiş bedellerin tahsilatı için zile basmış bir zaman kalitesi var.
♑︎ DUYGUSAL NEKROMANSİ
Dolunayla birlikte Merkür de Yengeç’te retroya başlıyor. Geçmişin bu kadar eşzamanlı ve organize taarruzu tesadüf değil, sanki biri eski sevgililere, yarım kalmış kavgalara ve o utanç sahnelerine tek tek davetiye basmış. 29 Haziran – 24 Temmuz arası Merkür retrosu, düpedüz duygusal bir nekromansi seansı başlatabilir. Geçmişin hayaletleri sahnede: yası eksik tutulduğu için bir türlü toprağa verilememiş, mesai saati çoktan dolmuş zombiler filan.
Merkür Yengeç’te zaten doğuştan nostaljiktir, geçmişi kurcalamak onun hobisi değil, meslek hastalığı. Zaten nostalji kelimesinin kökeni de nostos (eve dönüş) ve algos (yara) birleşimine dayanır. Yani pratikte bu eylem, çoktan kabuk bağlamış bir yarayı durduk yere deşip üstüne, sokak midyesiymiş gibi coşkuyla limon sıkma sanatıdır.
Jüpiter, neredeyse bir yıldır keyifle dolandığı Yengeç’in son dakikasında durmuş, ertesi gün Aslan’a geçmek için eşikte altın varaklı aynasının karşısında süsleniyor. Satürn, Koç’ta düşüşte olmanın yarattığı o derin hazımsızlıkla dolunayın iki ucuna birden kare açıyor, kimse sormadan herkese ayar veren o amca enerjisi. İkizler’e henüz geçmiş Mars ise Uranüs’e doğru hızla yaklaşıyor. Sözün özü bebişim, tek bir gecede koca bir mevsim gümbürtüyle kapanıyor, yenisi başlıyor.
Bir yanda ne pahasına olursa olsun emniyette hissetmek isteyen o yumuşak karın, diğer yanda sizi aniden hesap vermeye mecbur bırakan o katı gerçeklik. Dolunay her zaman bir doruğun, bir ifşanın, bir kapanışın anıdır.
Kimisi bu fırtınadan daha sağlam çıkacak, kimisinin ise çürük iskeleti çökecek. Satürn ne sizin neyi tutmak istediğinizi umursar ne de neyi kaybetmekten korktuğunuzu. O sadece yapının ağırlığı taşıyıp taşımadığına bakar. Sağlam olun ve sağlam şeylere tutunun.
Merkür’ün tam da bu saatlerde geçmişe dönmesi, dağın zirvesindeki sisi daha da koyulaştırıyor. Üç hafta boyunca eksik veriyle, yarım duyulmuş cümlelerle, geçmişe sarkan ağır hesaplarla çalışacaksınız. Bu yüzden bu dolunay yeni bir şeye imza atmanın değil, mevcut olanı yeniden gözden geçirmenin, yeniden pazarlık etmenin penceresidir.
♑︎ FACİES: OKÇUNUN KESKİN GÖZÜ
Facies sabit yıldızı, dolunay Ay’ının (8°14’) neredeyse tam üzerinde oturuyor. Facies, klasik astrolojide görme kusurları ve “bir araya yığılmış, çığa dönüşmüş meseleler” demektir. Facies, okçunun hedefe kilitlenen keskin gözüdür, ama gördüğünü değiştirmeye gücü yetmeyen, yalnızca görmeye mahkûm bir gözdür. “Nasıl da korkunçtur bilmek, bilmenin bilene hiçbir faydası dokunmadığında” lafı tam olarak buraya oturur.
Facies, kişinin kendi kibri veya sakarlığıyla başına açtığı belalarla meşhurdur. Dolunayda artık görmezden gelemeyeceğiniz şeyi, ensenizde o soğuk duşla birlikte nihayet göreceksiniz.
Dolunayın üzerine binen son ve belki en gürültülü katman İkizler’de. Mars, zihne bir arı kovanı fırlatıyor, 28 Haziran’da İkizler’e geçiyor, 4 Temmuz’da burcun ilk derecelerinde Uranüs’le tam kavuşuyor. Mars-Uranüs, fişi çekilmiş ama hâlâ cızırtı yapan canlı bir teldir; ani, sert, öngörülemez. Bu kavuşum, İkizler’in doğası gereği doğrudan zihne, dile, ulaşıma, haberleşmeye, ellere ve sinir sistemine vuruyor. Ay düğümlerini de kareye aldığı için mesele sizin kişisel sinir kriziniz olmaktan çıkıyor, kolektif bir kırılma noktasına dönüşüyor.
Bu kavuşumun iki yüzü var. Bir tarafta kaza, kıvılcım, ani kopuş, isyan, elektrik ve teknoloji arızaları, diğer tarafta ise sonsuza dek tıkandığını sandığınız o beton duvarda aniden açılan bir çatlak, kimsenin beklemediği dâhice bir sıçrama. Aynı tel -o cızırtılı, canlı tel hem çarpar hem aydınlatır.
Altyapı ve ulaşım aksaklıkları, ani teknik arızalar, medyada birden patlak veren ifşalar, kurumsal hesaplaşma ve yeniden yapılanma krizleri, göz ve görüş sembolizmiyle gelen anatomik gelişmeler ve Facies’in bağlandığı sert doğa olayları haftanın menüsünde. Gökyüzü bu hafta yüksek voltajda çalışıyor, mesele kıvılcımın çıkıp çıkmayacağı değil, nereye düşeceği.
Göreceğiniz şey hakikatin ta kendisidir, fakat tam o anda gözünüzün kamaşması ve dengenizi kaybetmeniz de bir o kadar olası. Bu yüzden hafta boyunca okçunun keskin gözünü ödünç alın ama elinizi acele bir hamleden uzak tutun. İmza atmayın, geri dönüşü olmayan o eşiği kendi kibrinizle aşmayın, bu pencere yeni bir şey başlatmak için değil, bunu sindirip doğru anı beklemek için açıldı.
Ortaya dökülen bu dramla ne yapacağınıza karar verme işini, Merkür’ün nihayet ehliyetini geri alıp düze geçeceği 24 Temmuz’a kadar rafa kaldırın. Aklınızı nadasa bırakın ve bir süre ev sahibiniz “müsaitsen arayabilir miyim?” yazmış gibi ölü taklidi yapın bence 🌝
Astrolog Kristin Demirci










