Akrep dolunayı: Hesabı Ayrı Alın Lütfen
1 Mayıs günü saat 20.22’de Akrep burcunun 11. Derecesinde, etkileri şimdiden başlamış bir dolunay gerçekleşecek. Akrep dolunayı yüzeydeki cilalı sahtelikleri kazıyıp, alttaki çiğ gerçeği doğrudan ortaya çıkarır. Hayatın “Paris filtresi” aniden kapanıverir! Kimsenin kırılmaması için ince ince işlediğin kusursuz bahaneler anlamını yitirir ve içindeki tahammül kotasının her yönüyle tamamen sıfırlandığını hissedebilirsin. Maskeler düşer, gerçekler kabak gibi ortalığa saçılır.
Akrep dolunayı tam olarak malum masada garsona “Benim hesabımı ayrı alabilir miyiz?” diyerek şov yapma zamanıdır. Karşı tarafın bugüne dek bütün hesabı sizin ödemenize alışmış olması, bu durumu bir trajediye çevirmez, aksine bundan sonrasını sindirmek artık onun meselesidir, sizin değil. Mide ilacı mı alırlar, papatya çayı mı demlerler yoksa tepinerek ağlarlar mı… O kısım tamamen kendi dertleri!
Bu dönemde sular çekilir ve dipteki batıklar tüm ihtişamıyla gün yüzüne çıkar. “Kusursuz ve dertsiz” sandığın profillerin arkasındaki karanlığı, sıradan görünen her olayın altından çıkan İlluminati seviyesindeki o ince işçiliği hayretle izlersin. İnsan psikolojisi bir gerilim filmine dönüşür kimse göründüğü kadar masum, hiçbir olay ilk bakışta anlaşıldığı kadar basit değildir.
Kimin elini taşın altına koyduğu, kimin sadece konuşup işin kaymağını yediği bu dönemde netleşir. Sabotajlara, arkadan iş çevirmelere ve finansal manipülasyonlara karşı gözü açık olmak gerekir.
Şüphe kası Akrep dolunayında fazla mesai yapar. Okunmamış veya geç cevaplanmış bir mesajın altında bir ihanet hikayesi aramaya meyilli olabilirsiniz. Zihnin kendi ördüğü kuruntularla somut gerçeği ayırt edebilmek, bu haftaki ruh sağlığı pratiğiniz.
Yüzeysel ve sığ olan her şeyin anlamını yitirdiği bir gökyüzü. Gidip gizemli ilimlere dalmak, bir meselenin altındaki çapanoğlunu bulmak ya da kafayı kırıp ağır bir psikolojik analize girmek için harika bir zaman. “Nasılsın, hava da ne güzel” diyenleri direkt engelliyoruz, bize dosya numarası ve derin mevzularla gelin!
Boğa Akrep aksının tam kalbinde yatan, “Benim param” ile “Bizim borcumuz” arasındaki çatışmadır. Boğa senin şahsi banka hesabın, konforlu evin ve kimsenin dokunmasına izin vermediğin yalıtılmış huzurundur. Akrep ise kapıya dikilen kozmik bir tahsildardır, biriyle yatağı, masayı, cüzdanı veya bir sırrı paylaşmanın lüks vergisini tıkır tıkır keser. Bu dolunayda öyle “spiritüel uyanış yaşıyorum” falan yok, bildiğin vade doldu, hesap kesim tarihi geldi. Pamuk eller cebe!
Ortak hesaplar, krediler, vergi borçları, nafaka ve miras işleri gündemin tam ortasına düşebilir. Kapalı kapılar ardında yapılan o “sinsirella” ticari sözleşmelerin veya “Bana az, ona çok düştü” temalı mal paylaşımı krizlerinin bir anda patlak vermesi an meselesi. Kim kimin cebinden yemiş, kim kime duygusal borç takmış bütün çıplaklığıyla ortaya dökülebilir.
Akrep dolunayı kurtarılamayacak kadar hastalanmış bir ilişkiyi, artık kâr getirmeyen bir projeyi ya da sizi dibe çeken bir ortaklığı, geri kalan her şeyi yaşatabilmek için kökünden söküp atma zorunluluğudur. Plütonik dolunaylar cerrahi bir müdahale gibidir, kangren olan parmak kesilir ki kol kurtulsun.
Bu evrede yapabileceğin en büyük hata, son kullanma tarihi geçmiş bozuk sütten inatla yoğurt mayalamaya çalışmaktır! İflas etmiş bir şirkete inatla sermaye akıtmak neyse, ömrünü tamamlamış bir dinamiğe “belki eski haline döner” diye enerji harcamak da odur.
“O yalı benim olacak!” diyen entrikacı yenge gibi tek bir ihtimale, kişiye veya intikam planına kafayı takıp kendi kendini yiyip bitirme sendromu da Akrep Dolunayına özgü bir fiksasyondur. Ancak Akrep’in lügatında “Tatlıya bağladık, bitti gitti” diye bir şey yoktur! Bir şey kökünden değişecekse veya bitecekse, o kök kanayacak. Gözyaşıyla, cüzdanla ya da gururunla o masaya bir bedel bırakacaksın. Acı yoksa, dönüşüm de yok.
Gidip sevdiğin insanla incir çekirdeğini doldurmayacak mevzulardan hır gür çıkaracağına hayatını zehir eden o eski kalıplarını, o kurtulamadığın saplantılarını kazıp toprağa göm! Yıkacaksan bari değecek bir şeyi yık da bir şeye benzesin!
Karar verirken ışıkta değil eşikte olduğunuzu unutmayın. Dolunay evet, ortalığı aydınlatır fakat en koyu, en sert ve en korkunç gölgeler, ışığın en şiddetli olduğu o anlarda ortaya çıkar.
Birine karşı hissettiğin o bitmek bilmeyen “bana yaptıklarını ödeyecek” saplantısı, enerjini hâlâ ona akıtmaya devam ettiğinin en büyük kanıtıdır. Bu ödeşme hırsı o kordonu kesmeye cesaretin olmadığı için, zihnen hâlâ onun etrafında pervane olmak için yarattığın bir bahanedir. Ona savaş açtığını sanıyorsun ama aslında onu hayatının merkezinde bir tapınak gibi koruyorsun.
Kendi içindeki o kilitli odaya girmeye cesaret edemeyen ruh, oradaki iblisleri başkalarının suretinde arar ve onları taşlamaya başlar. Birine karşı duyduğun o bitmek bilmeyen öfke ve savaşma arzusu kendi içinde bastırdığın, tahammül edemediğin o kibrin dışarıdaki bir hedefe yansıtılmasından başka bir şey değildir.
Tahammül sıfır olduğu için evdeki eşyalara da gıcık olmaya başlarsın. “Bu sehpa bana kötü enerji veriyor, ayakları çok sinsi duruyor” diyerek sapasağlam mobilyayı gecenin bir yarısı sokağa atabilirsin. Cidden sinsi gizemli arızalar da çıkabilir. Şamandıra bozulur, giderden tuhaf sesler gelir filan. Tavandan gelen bilye sesini de unutmayalım
Dolunay haritasındaki Merkür ve Chiron kavuşumu kelimelere dökülemeyen şeyin dile gelmesi talebidir. Dile gelmeyen düğümlerin çözüldüğü, geç kalınmış özürlerin sahibini bulduğu eşikteyiz. Şifayı, aklına ve bilgeliğine sığındığın bir mentorda arayabilirsin. Bu dolunayda kuracağın iletişim sığ sularda yüzemez ruhunun o en saklı, en samimi derinliklerinden gelmek mecburiyetindedir.
Dolunay kafasıyla gaza gelip ağzından çıkanı kulağın duymazsa, yarın sabah “Ya ben onu demek istememiştim, dolunay çarptı” diye kıvırması çok zor olur baştan söyleyeyim! Söz ağızdan çıktı mı, geri vitesi yok, bilesin!
Chiron dediğin arketip, acının profesörü olmuş ama kendi derdine derman bulamamış bir şahsiyet. Sana vereceği şey merhem değil, sadece o acının adını koyabilme zekasıdır. O yüzden boşuna “iyiyim şifalandım yara filan yok” diye kendini kandırma. Adını koyuyorsun, kabulleniyorsun ve o sevgili yaranla el ele tutuşup hayatına devam ediyorsun.










