Gönül Fincanı Dile Gelince

‘’Kalbim küt küt atıyor. Birazdan, randevu almak için tam 5 ay beklediğim astrolog ile buluşacağım. Heyecanlıyım çünkü bana bilmediğim her şeyi anlatacak. Aradığım tüm cevapları bulacağım. Gerçi ne aradığımı da bilmiyorum ya, ama olsun, bu kadar ismini duyduğuma göre her şeye verecek bir cevabı vardır elbet.’’

1 saat sonra,

Apartmandan çıkarken ağlıyorum. Telefona sarılıp, dostlarımı arıyorum, acil teselli edilmem gerek. Birilerinin beni, duyduklarımın gerçekleşmeyeceğine ikna etmesi lazım!  Adam o kadar emin konuştu ki, iddiaya bile girdi. Bana göre, bir insan iddiaya giriyorsa şüphe duymuyordur fikrinden, doğru olduğu için iddia ediyordur diye düşünürüm hep. Bilgisiz olduğu halde fikir beyan etmek ne demek, tabii bu esnada sorgulamıyorum. Arkadaşlarıma anlatıyorum; ‘’Ya Sıla, saçmalama’’ diyor biri, ‘’Her dediğinin olması mümkün mü, kahin bu adam?’’ Arkadaşlarımın sözleri üzerine, adamın gözümün önünde haritamı dahi incelemeden, öylesine konuştuğu geliyor.  Ona asıl gitme sebebi ise, kafamı kurcalayan ilişkime dair sorular, sinastrimize baktıracağım. Adam partnerimin haritasını dahi açmadan yorum yapacak kadar da öngörü sahibi. E ama ofisinde çok tanıdık bir dizi oyuncusu da vardı, kadın yıllardır geliyormuş, o da mı yalan söylüyor yani? Ay çıldıracağım. Zar zor sakinleşiyorum anlayacağınız.

Bu sahneyi birkaç yıl farklı yerlerde, farklı insanlarla, farklı senaryolarla yaşadım ben. Söylemesi ayıp, İstanbul’da yaşayan tüm falcıları ve astrologları tanıyorum. Ya da onlardan bir şekilde haberim var. O zamanlar, astroloji demek fal demek benim için, bilgim de kısıtlı. 12 burç var, ayım akrep, yükselenim yay, aslana bayılırım, güneşim başak ama başak kadınlarını boğmak istiyorum, bu tip şeyler biliyorum. Burçlarla ilgili yazı yazan herkes de astrolog olmalı, elbette onlara danışmalıyım diye düşünüyorum. Falcılara gelince, ayol onlar kadar psişiği var mı? Gerekirse bazı ihtiyaçlarımdan kısıyor yine de o ara favorim olan falcıya gitmekten vazgeçmiyorum.  Kadın benimle aynı şehirde yaşamıyor muymuş? Dert mi sanki, yapılır havalesi, sabahın 5 i gecenin 2 si demem, yine kaderimin ne olacağını öğrenirim. Bazılarının kıs kıs güldüğünü, bazılarının da tüm bunları okuyunca ‘’yok artık’’ dediğini çok iyi biliyorum ama gülmeyin. Bu ülkedeki fal lobisini anlamanız için arama motoruna ‘’falcı’’ yazmanız yeterli.

Böyle saçma sapan bir döngüydü işte. Yaşadığım bu buhranın sebebini sonradan anladım, meğer Satürn güneşimi 2,5 yıl boyunca ziyaret etmiş. Bu süreçte canımdan çok sevdiğim babamı kaybetmişim. Haksız yere işimden olmuşum. Çok gereksiz sebeplerle yıllardır yaşadığım şehri terk etmişim. Üzerine de meşhur Satürn’ü ayıma, Venüs’üme, Mars’ıma ve Jüpiter’ime olumsuz açı yapan bir adam bulmuşum. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, bu biçare kız bunları bilmiyorken ne yapsındı? :)

Böylece 2010 sonlarında bir şekilde Astrofaculta üzerinden Kristin’le bağlantıya geçtim. Bana ilk sinastri haritası çıkaran odur. 3 haftalık bekleme süresi sona erdiğinde sabahın 5’iydi, o saatte sorduğum bir soruya anında cevap vererek kalbimi kazandı. Çünkü bir fal fanatiğini memnun etmenin en iyi yolu saat kaç olursa olsun sorduğu soruya cevap verilmesidir. Hala farkında değildim tabi, ne Satürn’den, ne ödüllerinden ne de şimdilerde o günleri düşündüğümde yüzümde beliren gülümsemelerden haberim vardı henüz.

En nihayetinde cevaplar aradığım bu macerada akıllandığım noktaya vardım. Günden güne daha fazla yerli yabancı kaynakları okuyarak, astrolojide ilişkilerle ilgili yorumları ve açılarını araştırarak neyi değiştirebilirim, neyi değiştiremem diye epey kafa yordum.  Zorlandığım zaman, açtım Kristin’e sordum. Bazen de daha fazla soru sormak için danışmanlık aldım. Ve en sonunda ne anladım biliyor musunuz? Hayata güvenmeliydim. Her şeyin mükemmel olması gerekmiyor, ben de olamam. Fakat mutlu olmak için mükemmelliğe ihtiyacım yok. Hem kusursuzluk çok itici hem de gerçek değil. İnsan önce kendine ait olmalı, kendini sevmeli, kendine güvenmeli ki, diğer insanlarla bütünleşirken hissettiği tek duygu keyif olsun.

Astrolojiyi seviyorum ve faydalanıyorum. Çünkü insanları anlamamın iyi bir yolu. Kesin olur demiyorum, olabilir de, olmayabilir de. Galiba önemli olan sonuç ne olursa olsun, mutlaka bir şekilde hayata tutunacağını bilmek. Her çöküşün ardından yine gülüyor, belki yine ağlıyor ve en güzeli, kalbin kabuk bağlamışken bile yeniden hissetmeyi öğreniyorsun.

Hala bazı insanların duru görü sahibi olduğuna da inanıyorum. Bir kimyasal maddenin bir hastalığı iyileştirdiğine inanıyorken, o hastalığı yaratan kişinin imgeleyerek ve hissederek o hastalığı yeneceğine inanmamak kabul edeceğim bir şey değil. Yine de artık fal, çok özel kişilerle paylaştığım nadir anlar hariç, benim için sadece bir arkadaşımın deyimiyle ‘’hayvanat bahçesindeki hayvanların tanıtımı.’’ Hani kuşlar, kaplumbağalar, develer filan görüyoruz ya fincanlarda, ondan : ).

Selamlar

Sıla Karadoğan

 

 

Yorumlar