Akrepte Dolunay: Yol taşın kendisidir

Her Yeniay evresi, hayatımızın 1 ayını konu alan, yeni bir paragrafın başlangıcına benzer. 7 Nisan tarihinde gerçekleşen Yeniay evresiyle birlikte niyetlerimiz şekillenmeye ve ayın odak noktası olacak gelişmeler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Ay’ın Güneş’le karşı karşıya geldiği her defa olduğu gibi, 22 Nisan Akrep burcundaki dolunay da, iyi ya da kötü niyetlerimizin karşılığını bulduğumuz, insanları en maskesiz halleriyle gördüğümüz ve 7 Nisan’dan itibaren gündemimizi meşgul eden her konuda fikirlerimizin netleşebileceği noktadır.

Yeniay “ekim”, dolunay “hasattır”. Fakat geri giden Plüton, Satürn, Jüpiter, Mars ve çok yakında Retro dönemine başlayacak Merkür’ün “yavaşla, içe dön, analiz et, sağlamasını yap” uyarılarını da hesaba katarsak, Akrep dolunayıyla birlikte sonlandırmak istediğimiz ya da bitmesi gereken bir meselede henüz değil ancak Ağustos sonu itibariyle somut bir sonuç elde etmemiz olası görünüyor. Bu yüzden ilişkimizde, işimizde, seçimlerimizde, projelerimizde, yakın zamanda başladığımız her neyse, henüz nihayete ereceğimiz yerde değil, ağır adımlarla gerçekleşecek fikirsel, duygusal ve ruhsal bir dönüşümün kıyısındayız.

Dolunaydan Türkiye de dâhil Akrep burcu olan ülke ve kişiler, Boğa, Kova ve Aslan burçları öncelikli olarak etkilenebilirler. Avrupa birliğinin de kuruluşu Güneş Akrep burcundayken gerçekleşmiştir.  Akrepte Dolunay “Güç kimin? Kim gücünden vazgeçiyor? Kontrol edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz şeyler nelerdir?” gibi soruları gündeme getirebilir, güçlü ve güçsüz arasındaki uçurumları büyütebilir ve güç savaşlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Dünyevi anlamda güvensizlik ortamı oluşturan saldırıların artması beklenir ancak gezegenlerin çoğunun Retro harekette bulunmaları olası can ve mal kaybını azaltabilir.

Psikolojik farkındalığı yüksek olan Akrep burcu astrolojide aşkınlığı temsil eden ve bir yaşam biçimiyle bir diğer yaşam biçimi arasında aracı olan “yılan”, ruhun yerçekimine bağımlı bedenden özgürleşerek sezgisel öğretiye ulaşmasını gösteren “kartal”, suyun kristal halini ve taşın ölümsüzlüğünü simgeleyen buzdağı/dağ gibi arketiplerle açıklanabilir.

Akrep burcu baştan çıkarma, bilgelik, soyut ve somut dünyanın birliği, üreme, kabuk değiştirerek kendini yeniden doğurma becerisidir. Dolunayla birlikte dünyanın bildiğimiz sınırlarını aşarak, aşkın bir dünyayla buluşma isteği ortaya çıkabilir. Bir diğer ifadeyle, dünyaya bir nevi başka bir dünyadan bakabilmeyi isteriz.

Akrep burcunun temsil ettiği vücut sıvılarının ve cinselliğin de bu dolunayda önemli bir yeri var. Cinsel enerji sürekli yenilenmeyi anlatan yaşamsal döngülerinin başında gelir ve doğal bir dürtü olarak boşalımı gerektirir. Bu yüzdendir ancak sevişmeyi bilmeyen bazı insanlar savaşla ve kanla yaşam yaratacaklarına inanarak ruhlarının içini boşaltırlar.

Sadece et ve kemikten ibaret değil, aynı zamanda ruhsal varlıklar olduğumuz için, cinsel birleşme yoğun duygu alışverişini ve bütünleşmemizi de sağlayan bir araç olmalıdır. Cinsellik sadece üremek için değil, birbirimizin ruhunu tanımak için de gereklidir.  Eğer cinselliğinizi bir diğerini kontrol etmek, onun üzerinde güç uygulamak, onu köleleştirmek gibi bencil ve kötücül amaçlar için kullanırsanız, savaşanlardan farkınız kalmaz!

Akrep her ne kadar ilk bakışta ölümü simgeliyor olsa bile, aslında Akrep arketipi yaşamın ölüm üzerindeki zaferi, ölümün yaşama hizmet etmesidir.

Her birimiz ölüm ve yaşam arasında kendimizi defalarca doğurur, taşıdığımız geçmişi ve yaşanmış tüm hayatları pek çok kez dünyaya getiririz. Önemli olan geçmiştekinden daha iyi, daha şefkatli hayatlar yaşamayı bilmektir.

Akrep dolunayı, insanları aşırılıklara ve genel bir tatminsizliğe sürükleyebilir.  Başkalarının başarısızlığında başarıyı aramak gibi de bir gaflete düşebilirsiniz. Bu hayatımızda sahip olduğumuz yaşam enerjisini tüketmek ya da sorumsuzca israf etmek yerine, Boğa burcunun temsil ettiği gibi huzur ve mutluluk getirecek değerler de üretmeyi başarmalıyız. Bir diğerinden borç almak veya borçlu yaşamak yerine amacımız kendi sermayemizi oluşturmak, yeteneklerimizi hayata geçirebilmek olmalıdır. Kendimizi yeniden yaratmak ve dünya için faydalı biri haline gelebilmek, iyilik ve güzellik inşa etmeyi gerektiriyor.

Akrep burcunun panzehri önce kendini sonra başkalarını affetmektir. Kendinizi iyileştirmek için önce neyin doğru olduğunu keşfederek sakinleşmeli, kendi içinizdeki salt sevgi ve iyilikle yeniden temasa geçebilmelisiniz. Kendinize ve değişimin gücüne güvendikçe başkalarına güvenir, başkalarına güvenmeyi öğrendikçe size zarar veren duygusal kalıplarınızı daha acısız biçimde geride bırakabilirsiniz.

Sabit nitelikli Akrep burcunun yeraltı zenginlikleri, dolayısıyla dağlar, taşlar ve buzdağlarıyla da bir ilişkisi vardır. Tamlığın, değişmezliğin ve kalıcılığın ifadesi olan taşlar insanda “benlik” algısıyla özdeştir.

Pek çok insan sahilde, patikalarda ya da antik kentlerde buldukları taşların renginden, yapısından ya da hissettirdiklerinden etkilenerek onları beraberinde götürmek ister. Bazı kültürlerde taşların büyülü güçlere sahip olduklarına inanılır ve bu taşlar bir sonraki nesle miras bırakılır. Zamanın başlangıcından beri taşlar toplayan insanoğlu, anlaşılmaz biçimde taşların hayat gücünün taşıyıcıları olduğunu düşünmüştür. Ölülerin mezar taşlarında yaşadıklarını düşünmek, ölen kişilerden ölümsüz bir şeyler kaldığına dair bir inançtır. Tanınmış insanlar, krallar, ünlüler için ve tarihte önemli olayların yaşandığı yerlere anıtlar dikilmesi geleneğine de dünyanın her yerinde rastlarız. Taşlar tapınakların yerini belirtmek için de kullanılmıştır.

İnsanın varlığı bir taştan son derece farklı olmasına rağmen, insanın içsel merkezi tuhaf ve özel bir şekilde taşa yakındır. Taş en basit ve en derin deneyimin yani insanın kendini ölümsüz ve ebedi hissettiği anların sembolüdür. Suyun da taşın da kristalleri vardır ve çoğu insan kristalleri sever. Zira ölü bir formun içindeki ruhsal düzeni temsil eden ve ışığı farklı renklerle yansıtan kristal, madde ve ruh birlikteliğine dair güçlü simgelerden biridir.

İçsel merkezimizi biçimlendirmenin yolu, taşı yani benliğimizi yontmaktan geçer. Nasıl ki taşı ovalayıp parlattığımızda kendimizi görebileceğimiz bir ayna elde ederiz, ruhumuzu da yeryüzündeki ilişkilerimizi ve sıkıntılarımızı kabul ederek tıpkı bir taş gibi parlatmayı öğrenmek durumundayız.

Şüphesiz monotonluğundan bunaldığımız hayatlarımızın değişmesine, farklı bir yerlere gitmeye ya da başka ülkelerde yaşamaya hayır demezdik. Fakat fiziksel seyahatlerle sağlanan özgürlük ve dönüşüm duygusu gerçek bir içsel kurtuluşun yerini tutamaz. Şefkatten esinlenen ruhun kurtuluşu ise tıpkı Akrep burcunun ifade ettiği gibi; kefaret, akış ve serbest bırakma yolculuğudur.

Cesaret ve umutla…

İlk yayın: HThayat

Yorumlar