2017 yılına dair öngörüler

 

Söyleşi ilk kez HThayat’ta yayınlanmıştır.

Bunu her sene duyuyor olabiliriz ama 2016 gerçekten de herkes için –kişisel anlamda da- çok zor geçti gibi gözüküyor. Bunun sebebi ne olabilir?

İçinde bulunduğumuz durumu sadece tek bir sene üzerinden değil, dönemsel olarak değerlendirmek bize daha doğru bir bakış açısı sağlayabilir. Astrolojide bu dönemleri genel hatlarıyla “Satürn ve ötesi” olarak benimsenen kolektif gezegen transitlerine bakarak açıklayabiliriz.

Plüton’un 2008’de Oğlak burcuna ilerlemesiyle (transit 2024’te sonlanacak) dünya genelinde hükümetlerin “güvenlik ihtiyacı” adı altında güçlerini pekiştirmelerine ve toplumsal baskıları arttırarak tek adam rolü üstlenmelerine tanık olmaya başladık. 2011 – 2015 yılları arasındaki Koç Uranüs’üyle Plüton arasında oluşan kare açı özgürlükçü bireylerle iktidarları karşı karşıya getirdi. Bu süreç geri planda hala devam ediyor.

Geçen yılı kapsayan en önemli bir sembol, Satürn’ün 2014 Aralık ayında başlayan ve 2017’nin bitiminde neticelenecek olan Yay burcundaki seyahati oldu. Satürn’ün her 2,5 senede bir burç değiştirmesi kişisel hayatlarımızda olduğu kadar, dünyevi gelişmeler yönünde de son derece önemlidir. Çünkü karmanın gezegeni olan ve “ne ekersek onu biçeceğimizi gösteren” Satürn burç değiştirdiğinde gezegenin temsil ettiği konular hayatımızın farklı bir alanında hüküm sürmeye başlayacak demektir. İlkel korkuların ve büyük sınavların simgesi olan Satürn’ün dersleri daima zor olsa da, nihayetinde hayatın odaklanmamız, güçlendirmemiz, tanımamız ve disipline etmemiz gereken kısımlarıyla yüzleşmiş oluruz. İkizler, Başak, Yay ve Balık burçları ve bu burçlarda gezegenleri bulunanlar 2014 bitiminden beri bu tarz sınavlar veriyorlar.

Dünyevi anlamda Yay burcu hayatın pozitif tarafıdır, bireysel özgürlükler, adalet, yüksek eğitim, yabancı kültür ve milletler, evrensel düşünce, inançlar ve keşif merakıdır. Oysa kısıtlayıcı nitelikleriyle bilinen Satürn Yay burcundayken hayatın bu bahsettiğim alanlarında krizlere neden olarak geleceğe umutla bakmamıza mani olan ve üzücü pek çok olayla yüzleşmemizi gerektirdi. İnsanların inançları arasındaki uçurumlar belirginleşirken, yeniden yapılandırılan yasalar bireysel özgürlüklerle ilgili endişe ortamına sebep oldu. “Yabancı korkusunun” açık bir sembolü olan Satürn Yay’la birlikte terör eylemleri ve mülteci krizi dünya gündeminde yerini aldı. İlk kez 2014’ün Kasım ayında kaleme aldığım yazıda da belirttiğim gibi ; “cehalet” Satürn Yay transitinin en büyük cezası ve dersi olmaya devam ediyor.

“Finansal kriz etkili olabilir”

2016’da dünyevi ve toplumsal anlamda çok kötü olaylar yaşadık. Önümüzdeki yıl biraz rahatlayacak mıyız?

Varolan şartların dünya genelinde düzeleceği, insan hakları ve teknoloji odaklı yeni bir dünya düzeninin mevzu bahis olacağı zamanlar 2020’lerden itibaren başlıyor. Ancak önümüzdeki yıl boyunca “neler olacak?” sorusunun kaygısından silkinip, ‘neler yapılabilir’e odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum.

2017 yılı boyunca etkili olacak başlıca transitler; Jüpiter-Plüton kare açısı, Satürn-Uranüs üçgeni ve Jüpiter-Uranüs karşıtlığı. Ekim ayında Jüpiter Akrep burcuna, Aralık ayında ise Satürn Oğlak burcuna ilerleyecek.

Kasım ayında oluşmaya başlayan Jüpiter ve Plüton arasındaki kare açı dini ve siyasi fanatizm anlamına gelebilir. Fanatikler söz konusu olduğunda aslında iletişime, eleştiriye zerre tahammülü olmayan somut argümanlara bile kulaklarını, gözlerini kapatmış insanlardan bahsederiz.  Dolayısıyla fanatizm akılcılıktan en uzak nokta olmakla birlikte, kendine kolaylıkla güçlü düşmanlar yaratabilen bir tavırdır.

Bu açı –zaten gündemde olan- artan suç oranı, seks skandalları, cinsel suçlar, silahlı güçler ve yasal sistemlerle ilgili krizler anlamına gelebilir. Yasasızlığın, açgözlülüğün ve fanatizmin neden olduğu istikrarsızlık ise ekonomik krize ortam hazırlayan faktörlerden sayılabilir.

Jüpiter-Plüton karesi ithalat/ihracat, eğitim, ulaşım ve seyahat sektörlerinde kısıtlamalar veya krizlerle ilgili bulunur. Dikkatsizce ve en önemlisi gerçekçi olmayan biçimlerde alınan finansal riskler büyük maddi zararlara sebep olabilir. Dikkatli olunmazsa 2016’da başlayan finansal kriz 2000-2001 yıllarından bile daha sert biçimde 2018’e kadar etkili olabilir. Aynı açı varolan siyasi güçler içinde yozlaşma ve çatışma anlamına gelebilir. Jüpiter ve Plüton arasındaki bu sert görünüm, insanların muazzam değişimlere önayak olacak bir şeylere, birilerine inanma ve büyük düşlerin peşinden yol alma ihtiyaçlarını da vurgulayabilir.

Önümüzdeki yıl boyunca etkili olacak bir diğer açı olan Jüpiter ve Uranüs arasındaki karşıtllık ise fanatizmin yıkıcılığına karşı koyan bir açıdır. Gücünü adaletsiz şekilde kullananlara karşı çıkan, daha iyi ve özgür şartlarda yaşamak için mücadele edenlerin ve gençliğin simgesidir. Özellikle geleceğe dair fanatik planları radikal biçimde bozan bu açı sayesinde 2017 son derece ilginç hale gelebilir. Zira insanlar oturup beklemenin çaresizliği yerine tepki göstermenin coşkusuna kapılabilirler. Bu açı şaşırtıcı gelişmelere işaret eder. Dolayısıyla karamsar ve katı değil, esnek beklentiler içerisine girmekte fayda var.

Satürn ve Uranüs arasındaki üçgen açı ise geçtiğimiz ay oluştu. Bu açıyla birlikte Rusya ve ittifakları, Suriye’de bir barış ortamı yaratıldığını, isyancıların bastırıldığını vurguladılar. Açıkçası retro Merkür evresine denk gelen bu açıklamalarla kalıcı bir barış öngörmek zor. Ancak Terazi burcu olan Putin’in bu sene boyunca siyasette şansının yaver gidebileceği ve Satürn Uranüs üçgeninin de gerçekten de “isyancıları bastırmak anlamına geldiği gözönüne alındığında, Suriye’de yıl boyunca sürecek 3 aşamalı bir uzlaşı çabasından bahsedilebilir. Satürn Uranüs üçgeni henüz sağlanamayan bir barışın ardından gelecek gerçek bir reformun habercisi olabilir.

Hem bir diktatör hem de devrimci kimliğiyle tanınan Fidel Castro’nun doğum haritasında da Satürn ve Jüpiter birleşiminin Uranüs’e üçgen açısı olduğunu biliyoruz. Küba devrimi ise Satürn Yay burcunda, Uranüs’ün bulunduğu Aslan burcuna üçgen yaparken ve Jüpiter Akrep burcundayken gerçekleşmiştir. Dolayısıyla 2017’nin ikinci yarısı dünya genelinde bağımsızlık arayışındaki halklar ve devrimci kişilerle ilgili olabilir.

Satürn ve Uranüs açısı, sıkışmışlık halinin kalıcı olmayacağı, yavaş da olsa özgürleşme sürecinin nihayete ereceğini simgeler. Beklenen bireysel hakların geri kazanımını temsil eden toplumsal reformlar sabırlı olmayı, zihinsel ve bedensel olarak dayanıklı kalmayı gerektirir.

Satürn Yay burcundaki ilerleyişini sonlandırarak 2017’nin Aralık ayında Oğlak’a ilerlediğinde, bu evreden itibaren iki sene içerisinde varolan dağınıklık ve belirsizliğe çözüm olarak ülke yönetimleri daha katı sınırlar belirlemeyi hatta duvarlar çekmeyi düşünebilirler. Satürn Oğlak aşaması ABD için ve dolayısıyla dünya için zor zamanları ifade edebileceği gibi, güvenlik ve istikrar sağlamak için gardını alanlar, siyasi ortaklıklarını bozanlar, değiştirenler manasına gelebilir.

2017 yılı Türkiye için genel olarak nasıl geçecek?

Türkiye’nin gündeminde olan ana başlıklar başkanlık seçimi ve terör. Türk tipi başkanlık rejiminin bir diğer örneği bulunmadığı için astrolojik verilerle kıyaslama yapmak zor. Fakat 2017 sonbaharından itibaren Jüpiter’in Akrep burcuna ilerlemesi ve Türkiye’nin Güneş’iyle birleşmesiyle lider ya da sistem değişikliği sözkonusu olabilir. Genel hatlarıyla bakınca Eylül’e kadar belirsizlik ortamı, ekonomik istikrarsızlık ve şiddet olayları devam edecek gibi görünüyor. Bu aşamada atılabilecek yanlış iç ve dış siyaset adımları Satürn Oğlak transitini (Türkiye’nin  7. evi) çok zor hale getirebilir. Zira Satürn Oğlak ambargolar, sivil çatışmalar, bozulan anlaşmalar, suçlular, yargılanma anlamlarına gelebilir. Bu nedenle yöneticilerin adımlarını dikkatle atmaları gereken bir döneme giriyoruz. Kamunun, akademinin, yasaların iyileştirilmesi yönünde 2018’in ikinci yarısı daha umut verici görünüyor.

2017 yılında özellikle dikkat çekeceğiniz tarihler var mı? 

Elbette tutulmalar dinamik değişimleri gösterdiklerinden ötürü önemliler. Mayıs ortasına kadar olan süreç ve bilhassa Temmuz ayı ve Eylül’ün 2. yarısı yılın en sıkıntılı zamanları olarak göze çarpıyor. Şubat ayında Türkiye’nin 2. evinde ekonomik sarsıntıları gösteren bir Ay tutulması ve yargı sistemini, uluslararası ilişkileri gösteren 9. evinde Güneş tutulması gerçekleşecek. Ağustos ayında ise 8. evinde bir Ay tutulması ve 2. evde Güneş tutulması var. Yani tutulmalar ağırlıklı olarak Aslan/Kova ekseninde. Ne yazık ki kaçınılmaz olarak Türkiye finansal bir krizin içinde görünüyor. 2. ve 8. ev ekseni toplumda saygınlığı olan bir takım siyasilerin itibar yitimine, toplumun değer verdiği şeylerin kaybedilmesine işaret edebilir. Organize suçların ve savaş ihtimalinin yükseldiği böyle evrelerde ülke içinde uzlaştırıcı bir siyasete ihtiyaç artar. Böylesi bir siyaset üretilememesi halinde söz konusu ihtimaller ağır sonuçlar doğurabilir ne yazık ki.

Bunlar dışında bir de transit Uranüs’ün 2018 yılının Mayıs ayında Boğa burcuna ilerleyerek burada 7 sene geçirecek. Bu tarih, inşaat, gıda ve tarım sektörlerinde yaşanacak bir krizin ve yenilenme gerekliliğinin yanı sıra, doğal felaketlere de sahne olabilecek bir aşamanın başlangıcı. Siyasetin gölgesinde iklim krizini, insanlar kadar yeryüzünün de ihtiyaçlarını gözardı etmemek gerek. Nihayetinde insanlar ancak doğayla uyumlu bir işbirliği içerisinde oldukları müddetçe varlıklarını sürdürebilirler. Böylesi bir dönemde hayatlarımızı bireysel sorumluluklar alarak değiştirmek, toplumsal bir değişim hareketi beklemekten çok daha akıllıca olacaktır.

2015’teki yazınızda adım adım sakinleşeceğiz demiştiniz, 2017 Nisan’da yasal olarak bir tür yeniden yapılanma öngörmüştünüz. Hala geçerli mi?

Şu anda zaten aktif bir şekilde anayasa ve sistem değişikliğine başlanmış durumda. Nisan ayı sert ve sert olduğu kadar da planlanan gidişatın bozulabileceği bir ay olabilir. Dediğim gibi büyük resimde gidişat iç açıcı olmasa da, büyük resmi bozan gelişmelere de açık olmamız gereken bir yıl geçireceğiz.

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

İnsanların çaresizlik içerisinde yaklaşan bir karanlığın kalbine baktıklarını ve kaygılandıklarını görüyorum. Fakat sürekli bir kaygı halinde yaşamak hiç kimse için mümkün değil. Yani böyle bir ruh durumunun ismi yaşamak olmaz. Daha çok dertleşmeli, konuşmalı, daha çok şiir okumalı, şarkılar söylemeli, dans etmeliyiz. İlham almalı ve ilham olmalıyız. Yani Venüs’ün doğasını ve taşıdığı felsefeleri hayata uyarlayabilmeliyiz. Zira en çok da zor zamanlarda iyi hissetmeye ihtiyacımız var. Bir veba gibi yayılan kötülüğün ve kötümserliğin şifası yaşadığımız her an iyilik ve güzellik üretmeye devam etmektir. Umut ne geçmişte ne de gelecekte, umut yaşadığımız ve paylaştığımız her anda. Dün Meryl Streep’in yaptığı olağanüstü konuşmasında da söylediği gibi, “Güç zorbalık için kullanılırsa, hepimiz kaybederiz.” Carrie Fisher’dan alıntıladığı bölüm ise yapılması gereken yegane şeye işaret ediyor: “Kırık kalbini al ve onu sanata dönüştür.”

 

Cesaret ve umutla

Yorumlar