2016 Yılı – Hayata rağmen değil, hayatla birlikte!

2015 Kasım ayında oluşan ve 2016 yılı boyunca boyunca etkisi hissedilen Satürn ve Neptün arasındaki kare açı bugün sonlanıyor. Yargı ve yasa düzenlerinin hastalanmasını, insanların soyut ve somut arasında bir varoluş krizi yaşamalarını temsil eden bu astrolojik geometri, gerçeklik algımızla oynayarak inandığımız her şeyi sorgulamamıza neden oldu. Yoğun bir gelecek kaygısı ve belirsizlik hissiyle etrafımızı saran sis, yönümüzü bulmamızı sağlayan düşünsel ve duygusal pusulalarımızın ayarını bozdu. 9 Eylül’de Jüpiter’in Terazi burcuna ilerlemesi ve bugün Satürn/Neptün kare açısının sonlanıyor olması, 10 aylık bir kargaşanın bitişine ve iyileşmeye işaret ediyor. Uzun zaman boyunca bu kadar habis bir dönem yaşanmayacak olması ise umut verici.

Bir diğer taraftan, Başak burcundaki Güneş tutulmasıyla başlayan Eylül ayı, geçtiğimiz Mart ayından beri içimizi kemirdiği halde vazgeçmeden ısrarla tutunduğumuz şeylerin avucumuzda unufak olması anlamına geldi. Hayat bizi şeyleri ve insanları olduğu gibi görmemiz yönünde köşeye sıkıştırdı. Hala devam eden Retro Merkür’le birlikte ertelediğimiz, ötelediğimiz maddi ve manevi hesapları kapatmamız yani “hesaplaşmamız” gerekti. Artık hayata rağmen ilerlemeye değil, hayatın getirilerini ve götürdüklerini kabul etmemiz gereken hasat evresine, 16 Eylül Balık burcundaki Ay tutulmasına doğru ilerliyoruz. Ay sonundan itibaren döktüğümüz gözyaşlarımızı silerek, atılması gereken makul adımlara odaklanabileceğiz.

Ardımızda bıraktığımız sene boyunca yaşadıklarımız elbette boşuna değildi. Hakikati idrak edebilmek için, inandığımız doğruların kendi içindeki yanlışlarını görmemiz gerekiyordu. Bir diğerini yalancılıkla suçlarken, kendimize söylediğimiz yalanların esiri olduğumuzu da anlamalıydık. Dolayısıyla sizi şekillendiren böylesine bir döneme öfke ve nefret beslemek yerine, bu dönemin sizi nasıl insanlar haline getirdiğini düşünmenizi öneririm.

Kalbi acılaşarak yaş alanlardan mısınız? Yoksa en büyük kırgınlıklara rağmen iyi niyetli biri olmaya devam edenlerden mi? Zira bu ikisi arasındaki fark, nüvemizin gerçeğini yani varlığımızın tohumunun niteliğini gözler önüne serer. Bizi biz yapan şey, başkalarından bağımsız başkalarına yüklediğimiz değerlerdir. Tohumu iyi olanlar, ne sert rüzgârlardan, ne kavurucu güneşten ne de hasatlardan korkmasınlar.  İyi tohum farklı topraklarda ve en çetin iklimlerde bile köklenebilir. Kendimizi nasıl büyüttüğümüz, nerede köklendiğimizden daha önemli. Ruhunuzun çiçeklerini ve yapraklarını açın, kışa rağmen hatta kışla birlikte kucaklayacak koca bir gökyüzü var!

Cesaret ve umutla…

İlk kez HThayat‘ta yayınlanmıştır.

Yorumlar